Avangard ‘ın Kanı ya da Frankeinstein’ın Laboratuarından Dağınık Tezler / Rafet Arslan

The Funeral (Grosz) 

* Avangard; hep çaktırmadan “arabölge”ye tüner, o mezbeleyi yaşam alanı olarak seçer.

Arabölge de olmak, 2 ara bir derede kalmak, arada sıkışmak; bir konuma mecburen razı olmak değildir. Arabölgede olmak bir tercihtir, öznelliktir; çok’luğa dair dışarıya seslenen bir sestir. 2 ya da 3 şıktan birine konumlanmak, yanaşmak, tırmanmak, yırtmaktan öte bu şıklara dahil olmamak; kendi pusulasına sahip çıkmak; gezici bir kumpanya ya da göçebe çadırı gibi kendi öznelliği ile hareket etmektir.

Hareket halinde olmaktan çekinmemek, bildik yollar dışına çıkmaya cüretlenmektir.

* Avangard Türkçeye çokça çevrilmiştir, ama üzerine pek az Türkçe düşünülmüştür.

Özellikle 90’lar ve 2000’li yıllar boyu Batının tarihsel avangard deneyiminin 100 yıllık tarihinin eşelenmemiş loşluğu, tartışılmaz boşluğu kalmamıştır.

Ama sıkıntı büyüktür. Ötekinin deneyimini “öteki”nin üçlü kelepçesi üzerinden hep düşünmüşüzdür: o’nun dili, zamanı, tinsel koordinatları…

Bunun hazin sonucu avangard’ın bir akademik kazı sahası, teori ihracatçılarının rant alanı, tercüme departmanı olarak düşünülmesi ve de üzerine Türkçe düşünülememesidir – istisnaları saymazsak..

İstisna kısmı avangard’ta önemlidir; çünkü istisna olan, unique olan, rastsal olan avangard’ın haliyet-i ruhiyesidir. Tam bu noktada şair devreye girer; şair öncüdür -açık ve gizli haliyle.

Fikret Ürgüp, Mazhar İpşiroğlu, Sait Faik, Orhan Veli, Horozlu, Ece Ayhan, Ferit Edgü, İlhan Berk, Selahattin Hilav, sonra Arslan… Sonra Cihat Burak, Komet, Enis Batur.. 

* Avangard; hep sokağa taşmak ve orada taşkınlık yapmak ister.

(belki de bizim çıkış noktamız buydu..)

Fakat başkaldırı günleri ötesinde sokağın “gösteri toplumu” tarafından işgali ve ilgası çoktan gerçekleşmiştir.

Güncel sanatın sokağa ilgisi, kamusallık hevesinin sağlamasıdır. O sokakta yaşamaz, ondan öte pek sokakla da yaşamaz. Sokakta akan hayat onun imge deposu ola gelmiştir sadece.

O kamunun, Ecegilce “karakamu” olduğunu güncel sanat hiç bilemedi. Tuhaftır ki şimdi ezeli muhalefetleri toplumcu ve gerçekçiler ile aynı kamusallık büyüsünün sürekli etkisinde kalmaktan hiç gocunmuyorlar..

Sadece avangard; toplumla hiç barışık olmadığı/olamayacağı için bu büyüye şerbetlidir..

*Avangard’ın yeniye takıntısının ne kadarı hakikat ne kadarı üzerine yapıştırma düşünmek lazım..

Çünkü avangard -olmazsa olmaz- gelenek işidir: Sade ile Fourier, Baudlaire ile Lautreamont, Breton ile Debord, Topor ile Jodorowsky gibi… gibi..

Burjuva toplumda; önce genele de hakim bir yüksek kültür vardır; avangard ondan kopma, sapma, reddiye, sapma, bombalama ile açığa çıkar. Avangard’ın 3. Dünyalaşması Sürrealizm ile gerçekleşir; Kanarya Adalarından Peru’ya değin coğrafyalarda avangard, yoz kapitalist kültüre karşı köksüz ve mutant bir karşıt kültür ile çıkar. 3. Dünya Sürrealizmi ilkele değin kapitalizm öncesi yerel formlarla, yaşanan çağın radikal imgesinin çapıştırılması ile kendini oluşturmuştur. Yaşadığı çağın hakim kültürüne karşı cephanesini kurduğu için, doğal olarak beslendiği çağıl kültür “alt-kültür”dür.

60’larla avangard’ın şekil değiştirmesini, görünmezleşip yaygınlaşmasını Harlem Rönesansı, pop art, radikal politika ve sokağın sanatı, Punk ve Industrial ve de Cybepunk deneyimlerle birlikte düşünmek gerekir.

Bizdeki ilk avangard hareket girişiminin Tepegözle, Lokman Hekimle, Şeyh Bedredinle, Hezarefenle, Osmanlı afyon tekkeleri ve Dunganga ile ilgilenmesi de sebepsiz değildir.

* Bizde avangard gelenek yoktur “masa” vardır. 50’lerin sonlarında Kızılay ve İstiklal Caddesi civarlarında oluşuveren ve 60’lardan 80’lerin başına dek devam eden masalardır; bizde yerel avangard’ın gen havuzu.

Bu masalarda sadece şiir, resim, yontu, yapı, felsefe de somut-soyut üretenler yan yana gelmez; masanın kendisi zaten bu branşlaşmalara karşı bir sınır ihlalidir.

Uzaktan ne masaymış diyenlere, hemen Edip Cansever’in “Masa da masaymış ha” şiirini buradan linklerim..

Multidisciplinary; bilimsel bir kavramdır. Sanata uyarlıyorum diyen mi; buyursun beri gelsin.. Bizim toprakta o yoktur erselik vardır. Tarihçi, etikçi, gizli ressam, liberter düşünür, gizemci ve şair olarak Ece Ayhan.. 

* Branşlara ayrılmış sanat… Hala pentürcüler, ışıkçılar, sesçiler, enstalasyoncular, heykeltraşlar var..

Bizdeki “gösteri” sınır ihlali sevmez. Yerel burjuvazi anca kendi çapı kadar gelişkin bir sanat düşü kurabilir. Bundan ötesi uzun vadeli yatırım riski ve 2. el fiyatların garantisi için branşlaşmış ve uzmanlaşmış sanatçı modelleridir.

Burjuvazi; gerçeklik ile ne kadar sorunluysa, akıla karşı deliliğe ne kadar yakınsa, ahlaka karşı ne derece bohemse; beslediği sanattın da o kadar çılgınlaşma şansı olur.

Gelin şimdi bizdeki kitsch ağırbaşlılığı, süslemeciliği, politik olarak doğruyu, miş-gibi ironiyi, estetik olarak aşılmaz realizmi düşünün efendiler………….. 

* “Post “dönemde avangard gösteriye dönüşmeyi değil, gösteriye dönüştürülme ihtimalini göze almıştır. Buna rağmen sanatçı nosyonunu, sanatçı egosunu, entelcilik oyununu, yetenek masallarını , seçkinlik heveslerini, ve esin perisini yüceltenlere ise şöyle seslenir: sikerim “cahil” sanatınızı!

* Öncünün kaşifliği hep yeniyi keşfetmek midir? Bulunacak yeni kalmadığında avangard kendini yok mu edecektir?

Ki sürekli teknik gelişmelerin sağladığı yeni oyuncakları, çoktan para ederi yüksek bir gösteriye dönüşmüş sanatın kullanmasını, yenilik ya da kaşiflik hanesine sayacağız?

Avangardı teknik ile barışık, işlevselci bir akım kabul etmek, onun kendi mezarı üzerinde tepinmekten öte nedir?

Bu durumda Bauhaus’ın, Konstrüktivistlerin ve hatta Le Courbusier’in ütopyalarını avangardın hanesine yazıp , Frankenstein hayaletini onun gölgesinden defetmemiz gerekecektir. Romantik hareketi, kara romanı, ezoterik geleneği, büyüyü, makine kırıcıları, Jung’u, gerçeküstücü seli ve tüm heyyulaları…

Yoksa; Argos ile yeniyi keşfedecek bir yolculuk kalmadıysa, avangard bir artık, kalıntı olarak yaşamayı mı seçmiştir?

O artık bir ölüyse usulüne göre gömülmediği için geri gelecektir. Tekniğe mahkumiyet dışında keşfedilecek yarın yoksa, avangard yüzünü geçmişe çevirecektir.

Gerçeküstücü devrimciler; eskimiş, gözden düşmüş, artık demode olmuş her şeyden yeni ve patlayıcı iksirler yaratmanın ustalarıydılar. Her şeyi zamanından, işlevinden, bağlamından koparıp o ana dek alakasız gözüken başka şeylerle karıştırarak, birleşik kaplarda “yeni” ve olağanüstü olarak yeniden yaratmanın ustasıydılar.

  1. yüzyılda sanatsal avangardın işi hurdadan, paçavradan, leşten Frankenstein yaratmaktır.

Ama avangard terimi sadece sanat için kullanılmaz; o aslında askeri bir terimdir.

Uzun yıllar boyunca situasyonistler Paris şehrini bahara hazırlamak için sürekli tahrik ederken, diğer her şeyi yaptıkları gibi “avangard” kavramını kelimenin eski adına- gerilla koluna değin – saptırmak istediler.

Ki hayatın sanata döndüğü yerde sanata düşen şey, Frankeinstein’ın laboratuarını kendini de içerde bırakarak imha etmektir.

Sanırım sıcak yazın sanat için ilk dersi buydu..

Anlayana..

(Eylül 2013-Fatih)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s