Biçimsiz Bir Çağda Sanatın İşlevi/ Kamil SAVAŞ

bellmer-unicazurnbehind

Sokrates’in iki dünya arasındaki ayrım; özün ve görünüşün, doğrunun ve yanlışın, akli ve duygusal olanın karşıtlığı anlamında metafiziği icat etmesiyle yaşam; yargılanması, ölçülmesi, sınırlandırılması gereken bir şey; düşünce ise “Tanrısal”, “Doğru”, “Güzel”, “İyi” gibi ‘üstün değerler’ adına iş gören bir ölçü, bir sınır haline gelmiştir. Felsefe salt ‘intellekt’ bir faaliyet alanı haline gelerek yaşamdan kopmuş ve insan salt ‘mantıksal’ bir varlık olarak görülmeye başlanmıştır. Bu ise ‘üstün değerler’ adına insanın yaşamla olan bağının kopması ve yaşamın ‘olumsuzlanması’ anlamını taşımaktaydı.

Nietzsche; ‘intellekt’ bir faaliyet olarak felsefenin yaşamla bağının kopmasına, ‘yüksek değerler’ adına yaşamın gözden düşürülmesine, itibarsızlaştırılmasına itiraz ediyor ve ‘oturarak’ felsefe yapanlara karşı ‘ayakta’, salt akılla felsefe yapanlara karşı gövdesini ve tüm benliğini dahil ederek ‘düşünme’ faaliyetinde bulunuyordu. Ona göre felsefe bizzat yaşamı etkilemeliydi; dahası yaşam için tehlike arz etmeliydi ki yaşama bundan daha iyi hizmet edilemezdi.

Bütün bir düşünce tarihi içinde en yıkıcı etkiyi yapan ve yıkıcılık konusunda bir dinamite dönüşen Nietzsche, “Tanrı’nın ölümü”nü ilan ederek ‘bütün anlamların ve değerlerin topyekün yitimine’ vurgu yapıyordu. Nihilizm yoluyla bütün putlar devrilmeli ve bütün levhalar kırılmalıydı. Nietzsche’nin nihilizmi “kurgulanışlarından, temellerinden ötürü boş, kof, çürük” olan bütün değerlere karşı yıkıcı bir etkide bulunacak ve ‘değerlerin’ ‘değersizleşmesi’ni gözler önüne serecekti.

Ancak Nietzsche’de nihilizm yıkıcılık açısından gerekli olduğu gibi aynı zamanda aşılması gereken bir ‘evre’ idi. Aslolan ise ‘değerlerin dönüşümü’nü sağlamak ve –belki – ubermensch değerlerini inşa etmekti. ‘Değerlerin dönüşümü’nü gerçekleştirmek için, Tanrı’yı öldürmenin yeterli olmadığını söylüyordu Nietzsche. Çünkü yerine insan geçirilerek ve böylece aslı, yani yeri korunarak Tanrı öldürülmüş olmayacaktır. Tanrı’nın yerine insanın geçirilmesinde yaşanacak tek değişiklik insanın, sırtında taşıyacağı ağırlıkları dışarıdan yüklenmek yerine, kendi kendine yüklenmesinden ibarettir. Değerler değişebilir, insan kendini Tanrı’nın yerine koyar; ilerleme, mutluluk ve yararlılık, doğrunun, iyinin ya da tanrısal olanın yerine geçer – aslolan, yani perspektifler ve bu eski ya da yeni değerlerin dayandığı değerlendirmelerse değişmeden kalır. Bu ise Tanrı katili insanın, katlettiğinin yerine kendisini koyarak çirkinleşmeye devam etmesidir, yani nihilizmin biçim değiştirerek de olsa devam etmesi.

 

Düşünce tarihi içinde Nietzsche ne denli yıkıcı bir etkide bulunduysa “sanat tarihi” içinde de Dada o denli yıkıcı bir etkide bulunmuştur. Nietzsche’nin çekiçle kurduğu ilişkinin benzerini Dada baltayla kurmuştur. Genel olarak avangardın ancak özellikle Dada’nın amacı, sanat ve yaşam arasına çekilmiş sınır çizgisini bertaraf etmek ve sanat ve sanat yapıtına ilişkin yürürlükte olan ne varsa tümünü inkar etmektir. Nietzsche’nin bütün bir ‘değerler sistemi’ne yönelik saldırısı avangardda özellikle başlangıçta ‘estetik değerler’e odaklanmıştır.

Dada’nın hedefinde bizzat sanatın kendisi, onun toplumsal işleyişi ve kavrayışı; sanat kurumu vardır. Asıl hedeflerinin bizzat içinde var oldukları sanat kurumunu yok etmektir elbette. Çünkü sanatı hayata yasaklayan bu ‘sanat kurumu’dur.

Hans Arp; Dada’nın amacının insanın akla uygun aldanışlarını ortadan kaldırmak ve mantıksız düzene yeniden kavuşmak olduğunu söylemiştir: “Dada, insanın mantıklı anlamsızlıklarını, mantıksız saçmalıklarla değiştirmeyi istemektedir. İşte bu yüzden biz dadanın büyük davulunu çalıyoruz ve mantıksızlığın övgülerini tüm nefesimizle üflüyoruz. Dada için felsefeler bırakılmış eski bir diş fırçasından daha az değerlidir…Dada, doğa gibi saçma ve akla aykırıdır. Dada doğadan yana ve sanatın karşısındadır.

Dadanın ‘mantık’ ve sanatla giriştiği bu hesaplaşmanın ardındaki politik arka plan ve savaştan duyulan tiksinti göz ardı edilemez. Bu hesaplaşmaya girmelerinin en önemli nedeni I. Dünya Savaşı’nın altında bu ‘mantık’ denen yanılsamanın yattığını düşünmeleriydi. Dadacılar; savaş sırasında ve ardından yaşanan acı olaylardan ‘mantık’ı sorumlu tutmuşlar, sanatın da bu yanlış ‘mantık’ın beslenmesinde payı olduğunu düşünmüşlerdir. ‘Mantık’ ile aralarındaki gerilimli ilişki, onların ‘mantık dışı’ hareket etme kaygılarının değil; rastgeleliği savunmalarının bir ifadesidir. Çünkü onlara göre rastgelelikte ‘bilinmeyen’ kendiliğinden ortaya çıkar ve gerçek olan bilinmeyende yatar.

  1. Dünya Savaşı’nın katliamlarına ve budalalığına duyulan nefretin doğurduğu Dada hareketi başlangıçta teknolojiye ve savaşa muhalif bir düşünceyle yola çıkmış ve teknolojik ilerlemeye körü körüne bağlanmanın yüzeyselliğini, Avrupa toplumunun yozlaşmasını; savaş, toplum, gelenek, din ve sanat gibi tüm yerleşik değerleri protesto etmişti. Dada, savaşa sebep verenin insan olması ve insanın güzel sanatlarla yüzünü örtmesi ve vicdan temizliği sağlaması düşüncesinden yola çıkarak sanatı suçlu bulmuştur. Hans Arp I. Dünya Savaşı’nın katliamından tiksindikleri için, Zürih’te kendilerini sanata adadıklarını, uzaklarda silahlar ateşlenirken tüm güçleriyle şarkı söylediklerini, resim yaptıklarını, kolajlar yapıp şiirler yazdıklarını; çağın deliliğine çare olsun diye temellere dayanan bir sanatı ve cehennemle cennet arasında yeniden bir denge kursun diye yeni bir nesneler düzeni aradıklarını söyler.

Sürrealistlerin dadacılara yönelik ‘politik işlev’den yoksun olduklarına ve eleştirdiklere şeye dönüştüklerine dair eleştirileri tamamen yersizdir. Hiçbir sürrealist ya da sitüasyonist eylem ya da manifesto Arthur Cravan’ın kasap kağıdına dergi çoğaltması ve sebze satan bir el arabasından dağıtması ya da yine Cravan’ın New York’taki Independents Sergisi’nde verdiği konferansta soyunmaya başlayıp kirli çamaşırlarını izleyiciye fırlatmasından; bir klinikte kendini vuran, kalbini tutturmak için bir cetvel, tabancanın sesini boğmak için bir yastık kullanan ve yatağı kirlenmesin diye altına bir muşamba yayan Rigaut’nun, yaşamını olduğu gibi intiharını da bir eyleme dönüştürmesinden; Tyrol dağlarından yürüyüşe çıkan Torma’nın hiçbir iz bırakmadan kaybolmasından, İngiliz havacı subayı kılığında Apollinaire’in bir oyununun prömiyerini basıp tabancasını çekerek herkesi ölümle tehdit eden Vache’nin yattığı hastanede iki arkadaşıyla birlikte aşırı dozda afyon çekerek gerçekleştirdiği intiharından ve Hugo Ball, Emmy Hennings, Tristan Tzara, Marcl Janco, Hans Arp, Sophie Taeuber, Richard Huelsenbeck, Walter Serner, Hans Richter, Viking Eggeling gibi isimlerin Cabaret Voltaire’deki kışkırtıcı ve yıkıcı ‘performans’larından –daha doğrusu eylemlerinden- daha ‘politik’ ve daha yıkıcı olmamıştır.

Dada bir sanat hareketidir; çünkü “sanat, yalnızca sanat olmadığında sanattır” ve dada sanattan çok daha fazlası olduğu için, yıkıcı etkisini kendisine de yönelttiği için, ‘ürettikleri’ ‘sanat eserleri’ne onu yıkmak üzere balta iliştirdikleri için, sanatı yaşamla birleştirip sanatı ve dolayısıyla yaşamı bir ‘eylem’e dönüştürdükleri için, kof ve çürük birtakım değerlere nihilist saldırılarda bulundukları için; yalnızca sanat olmayıp sanattan çok daha fazlasını içinde barındırdığı için bir ‘sanat hareketi’dir.

Huelsenbeck; “Dada Manifestosu”nda dadanın, zamanlarının uluslar arası ifadesi, sanatsal hareketlerin büyük başkaldırısı, bütün saldırıların, barış kongrelerinin, sebze halindeki ayaklanmaların, meydandaki akşam yemeklerinin vs. sanatsal yansıması olduğunu söyler. “Dadaist olmak insanın kendini harekete geçmeye açık hale getirmesidir.”

“Kahrolsun estetik-etik tavırlar! Kahrolsun ekspresyonizmin kanı çekilmis soyutlaması! Kahrolsun bos kafalı aydınların dünyayı iyilestiren kuramları! Yasasın sözde ve imgede Dada, yasasın dünyada olup biten bütün Dada seyler!”

Tzara da dünyanın sakatlığına ve iyileştirme hastalığına kapılmış sahte edebiyat doktorlarını işaret ediyor, vıcık vıcık nesnellikten ve uyumdan, her şeyi düzen içinde görmek isteyen bilimden nefret ettiğini, sistemlere karşı olduğunu söylüyor ve yıkımın büyük gösterisini hazırladıklarını ilan ediyordu. “…yıkıcı eylem halindeki bütün varlığının yumruklarını havaya kaldırarak protesto: DADA; belleği yok etmek: DADA; peygamberleri yok etmek: DADA; geleceği yok etmek: DADA

Dada’nın, imkansız varlığı içinde ve nihilist bir tavırla yıkıcı bir etkide bulunmasına karşılık sürrealizmin nihilizmi aşma çabasına girerek ‘yapıcı’ ya da ‘inşa edici’ bir fanteziye giriştiği söylenebilir. Öcelikli olarak sürrealistler ve her ne kadar sürrealizmi eleştirirken Dada’ya geri dönülmesi gerektiğini söyleseler de sitüasyonistler dünyayı iyileştirme hastalığına kapılmışlardır. Toplumun ve dünyanın kurtulabileceğine dair besledikleri inanç onları devrim yapmaya kararlı hale getirmiştir. Her ne kadar amaçlarının bu devrimin çıkarsız, tarafsız, hatta bütünüyle umutsuz niteliğini göstermek olduğunu söyleseler ve insanoğlunun adetlerini değiştirme iddiasında olmadıkları iddiasında olsalar da toplumu ve hatta dünyayı kurtarma rüyaları açıktır. İlan ettikleri üzere Sovyetler Birliği’ndeki yönetici sınıfla bağlarını kesmiş olmaları onun komünizmi değil, onun en tehlikeli ve en kalleş düşmanını temsil ettiklerini düşünmelerinden kaynaklanır. Sanatın en soylu görevinin, devrimi hazırlama aşamasına etkin ve bilinçli olarak katılmak olduğunu düşünmekteydiler.

“Ne istiyoruz:

Devrim için- Sanatın bağımsızlığı

Sanatın mutlak özgürleşmesi için- Devrim”

 

Kuramsal yenileme olanaklarının eksikliği ve devrimci gücün gerileyişi konularında sürrealizmi eleştiren ve sürrealist eğilimlerin mistik idealizme savrulduğunu düşünen Sitüasyonistler de ilan ettikleri üzere dünyayı değiştirmek gerektiği görüşündedir. İçinde kendilerini sıkışmış hissettikleri hayatta ve toplumda olanaklı en özgürleştirici değişimi arzulamaktaydılar ve bu değişimin uygun eylemlerle mümkün olduğunu düşünmekteydiler. Asger Jorn ise ‘komünizmin gündelik hayata dönüştürülmüş sanat eseri’ olduğu iddiasındadır.

Dada manifestoları ne kadar nihilist bir tavır ve yıkıcı bir etkiye sahipse Dada sonrası manifestolar yapıcı ve hatta bir ütopyayı temsil eder niteliktedir. Dahası avangardın manifesto formuna sahip çıkması, onun umudun sözcülüğünü üstlendiği anlamına gelmektedir. “Çünkü, insanları ancak hayal dünyasının, duyuların ve duyguların efendisi olan sanatın devrimlere inandırabileceği” düşünülmektedir. Bu anlamda sanat, ‘ütopyanın hem manifestasyonu, hem de özüdür.’

Nihilizmi aşma yönündeki bütün bu çabalar sonuçsuz kaldı. Yıkıma uğratılan etik ve estetik değerler başka kof ve çürük değerlerle değiştirildi. Sanat hayatla birleşti belki ama arzu edilenin tam aksi yönünde. Sanatı yaşama götürmek yerine yaşamı estetize ettik. Sanat; gündelik hayatın estetikleşmesi içinde çözüldü ve her şey estetikleşti. Güzel ve çirkin, doğru ve yanlış, iyi ve kötü arasında ayrım yapabilmek imkansız hale geldi.

Nihilizm; aşılması yönündeki her çabanın ardından başka kılıklarda ve daha ürkütücü bir şekilde varlığını sürdürmeye devam etti. Lyotard’ın “bundan sonra manifesto olamaz” sözü nihilizmi aşma yönündeki bütün çabaların sonuçsuz kalacağının açıkça ilanıdır. Bundan sonra manifesto olamaz çünkü artık insanoğlu bir ütopya kuramaz. Yeni bir yıkım ve inşa sürecine girişecek gücü kendinde bulamayacak, bulsa da nihilizm farklı kılıklarda ve çok daha çirkin bir şekilde istilaya devam edecektir. Modern dünya nihilizmin mutlak zaferidir ve insanoğlunun nihilizme karşı yenilgiyi kabullenip boyun eğişi. İnsan bir ütopya kuramayacağı gibi bir distopya da kuramaz. Çünkü bu biçimsiz çağ distopyanın ta kendisi ve en uç noktasıdır. Bu distopya çağında ne sanatın ne de başka bir şeyin nihilizmin aşılması ve ‘dünyanın kurtarılması’nda bir işlevi olamaz. Bundandır başka gezegenlerin keşfini dört gözle bekliyoruz.

Olması gereken ise arkasından bir inşa çabasının gelmeyeceği yeni ve büyük ve son bir yıkım sürecinin başlamasıdır. Bu yıkıma gücümüz olmadığına göre Sur’a üflenmesini beklemekten başka çaremiz yok. Sur’a üfürecek olana üfleme emrini verecek olanı kendi ellerimizle katlettiğimize göre sanatın işlevi belki de kıyameti çağırmak olmalıdır.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s