Ölü DADA / Nil Göksel

man-ray-andrc3a9-breton-et-louis-aragon-1929-via-rmn

Felsefe konuştukça dünyayı değiştirir ve hiçbir zaman sadece bakan bir göz olarak kalma idealini gerçekleştiremez. Ürkütücülüğü ve gücü budur, her köşeye yayılacak bir zihin durumu yaratır. Yine de her seferinde safça dönüştürdüğü zihni değil de dünyayı bulduğunu sanır. Zihnin hastalığı felsefenin hakikati olur. Ama filozof, Nietzsche gibi bir iki istisna dışında hastalıklarla ilgilenmeye gönül indirmek yerine hakikatleri ya da şimdi olduğu gibi hakikatin olmadığını hakikat olarak söyler.

Umberto Eco’ya göre sanat bilimin bir eğretilemesidir. Buna hak vermek gerek. Bilimin, sanatın, felsefenin birinin içinden geçen şey diğerlerinin de içinde kaynıyor: Fikirlerden çok fikirlerin arkasında duran zihin durumlarının bulaşıcılığından. Şimdi bir filozof olamadığımız için burada bir zihin durumu üzerinde düşünelim ve hakikatleri bilmediğimiz için de eğretilemeler yapan yolları izleyelim: Nietzsche’yi kendinden sonraki zamanlar için kehanetlerde bulunan biri, sanatı zihin durumlarının ifşası, felsefeyi sanatın bir eğretilemesi olarak alarak ve de felsefe, sanat ve bugünkü zihinlerimiz arasında zikzaklar çizerek.

“Sanat öldü” diyen Dada hareketinden başlayalım. Ama önce sanat tarihçilerinin yaptığı bir ayrımı, modern sanatla çağdaş sanat ayrımını biraz eğmek gerek. Tarihçiler Modern sanatı 1880’lerden 1960’lara kadar getirir, 1960 sonrasını ise çağdaş sanat olarak adlandırır. Dada hareketi 1900’lerin başında ortaya çıkar. Yani Dadaizm moderndir. Sadece kısacık bir süre etkin kalır. Ama sanat tarihinde bu kısa ve yıkıcı zaman bir kırılma noktası olur. Ardından gelen her sanat hareketi izleklerini, hareket noktalarını ya da tekniklerini Dada’dan alır. Bu yüzden Dada bir mihenk noktasıdır. Kendisi de dahil her şeyi o kadar büyük bir hızla yıkar ki, arkasından gelenlere sanki yıkıntıları eşelemekten başka bir olanak tanımaz. Bu yüzden Dada’dan sonra sadece yine Dada vardır. Ama ne tümüyle gerçek bir Dada ne de ondan farklı. Sadece onun gölgeleriyle kendisini sürükleyen ölü bir Dada sanatı, ölü bir Dada zamanıdır söz konusu olan. Felsefenin de böyle bir Dada hali var, çünkü arkasında Dadaya özgü zihin durumu hâlâ bütün belirtilerini göstererek yaşantılarımızın, zihnimizin atmosferini oluşturur.

Dada hali

  1. Dünya Savaş’ı sırasında tarafsız kalan İsviçre’de şair, yazar ve ressamlardan oluşan savaş karşıtı bir grup genç sanatçı Cabare Voltaire’de bir araya gelmeye başladı. Huzursuzluklarını o zamana kadar pek de sanatsal diye görülmeyen yollarla dışa vurdular. Sanatın ölümünden söz ederek Nietzsche’nin “tanrı öldü” nidasının bir yankısı oldular. Söylemlerindeki belirgin Nietzsche temalarından biri tiksintiydi. İçinde bulundukları çağ insan aklının hiçbir sorunu çözümsüz bırakmayacağı aydınlık, mutlak bir ilerleme fikrine duyulan fetişizm ardından gelen bir yıkım çağıydı. Kendilerini büyük karanlık bir savaşın içinde bulmuşlardı. İnsanın ilerleyişinin aslında ne demek olduğunu, 1914’te Avrupa’da tankların ilerleyişle anladılar. Bir sanat hareketi oluşturmak, sanat yapmak niyetinde değildirler. Duydukları şey büyük bir tiksintiydi. Bir tür şok, bir uyanma, bir farkındalık yaratan tiksinti. Etkinlikleri, manifestoları bu tiksintinin dışavurumu biçimindeydi. Bu nedenle Dadacılar sıklıkla Dada’nın bir sanat hareketi değil, bir zihin durumu olduğunu vurguladılar. Dada, Dadacıların dediği gibi büyük bir tiksinti çağının başlangıcı oldu. Manifestoları yadsımalarla, hayırlarla, alayla, iğrenmeyle doluydu. Şimdiye kadar doğru, güzel ve yüce olarak gösterilmiş her şey, yeryüzünde Tanrı’nın temsili olan sanatçıların gösterişi, her şeyi açıklamaya girişen filozoflar, iyi ile kötünün güzel ile çirkinin ayrılığı, yaşamın kendisinden koparılıp müzeye kapatılmış ve yalnızca ayrıcalıklı olanlara sunulabilecek kadar saygıdeğer olan sanat, akıl, ancak yaratıcılıktan yoksun olanlara özgü olan mantık, değerler adına kurulan hiyerarşi, her şeyi bilen, her zaman doğru yolu gösteren peygamberler, ahlâkçılar… Hepsi Dadacının tiksinme nedeniydi ve Dadacı olmak tüm bunlara hayır demekti.

Dadacı, Nietzscheci kehaneti boşa çıkarmaz: O tüm tiksintisi, karamsarlığı ve tüm yıkılmışlığıyla tam bir nihilisttir. Nietzsche’nin “Tanrı öldü” deyişi, insanın kendisini düşmekten korumak için bağladığı en yüksek değerlerin çözülüşünü dile getirir. Nihilizmin de anlamı budur: en üst değerlerin değersizleşmesi, hedef yokluğu, niçin sorusunun yanıtsız kalması. Nihilist, dünyaya bakar ve orada anlam, hedef, birlik, zorunluluk, kalıcılık ya da uyum göremez. İnsan kendini aldatmıştır. Çünkü anlamın olmadığı yerde anlam aramış ve ne yapsa hiçbir zaman onu orada bulamadığı için artık cesaretini yitirmiştir. Nihilizm gücün uzun süre boşa harcanmasının bilincidir.

Nihilizm kiminde gücün kiminde güçsüzlüğün belirtisidir. Hayır dediği şey hayatın kendisiyse nihilist çürüyor, yıkılıyor demektir. Zaten yıkılmak ister ve zaten ayakta duramayanı, bu bitkini hiç acımadan tümüyle yıkmak en iyisidir. Ama nihilistin hayır’ı yaşamın serpilmesini engelleyene karşı ise bu onun gücünün göstergesidir. O zaman o yıkmak ister ve buna gücü yeter. Yine de sadece o yıkışa kadar… Nihilist yıktığının yerine yenisini koyamaz. Yıktıklarının içinde bekler. Bu yüzden Nietzsche’ye göre nihilizmi aşmak gerekir, yani yalnızca yıkmak değil, yeni bir yol yaratabilecek kadar güçlü olmak gerekir.

Dadacı yıkar; saygıdeğerliğin hayatın kendisine bir tür saygısızlık olarak saldırmasından duyduğu tiksinti yüzünden. Altı-yedi yıl gibi kısa bir içinde sadece yıkar, bir tiksintinin başlangıcı olduğu gibi sanatta bir yıkımın başlangıcı olur, hâlâ bitmemiş bir yıkımın. Dadacılıktan bu yana gelişen her sanat akımı en çok bu kaynaktan beslenir: Bilincin, aklın bir tür askıya alınışı olan sürrealizm, dışavurumculuk, çoğu zaman kendiliğindenliğin öne çıkartıldığı soyut sanat, bir nesne olarak değil bir fikir olarak sunulan kavramsal sanat, hazır yapım nesnelerin kullanıldığı, mekânın dönüştürüldüğü enstalasyonlar, popüler kültürün biriciklikten yoksun sıradan nesne ve imgelerini kullanan pop art ya da izleyicinin önünde gerçekleştirilen bir etkinlik olarak performans sanatı/happening izleklerini hep Dada’da bulurlar. Nihilizm olarak Dada’dan farkları belki güçten düşmüş olmalarıdır. Dada sonrası sanat, sadece dada yıkıcılığını meşrulaştırır. Yeniden üretimi, popüler kültürü, kitsch’i (kiç) kullanması, sanatı müze duvarlarının dışına çıkarması, sanatın biricikliğine, kalıcılığına, saygınlığına yönelik yaptığı saldırı Post-dada’nın sanatı herkesin hayatında yaşayan bir şeye dönüşmesini sağlamaya, patronlarından ve ideallerden kurtarmasına yetmez. Dada’nın güç ve coşku dolu etkin nihilizmi yerini solgun, bitkin, artık yıkılmak isteyen ama ne kendini ne de başka bir şeyi yıkacak gücü olan nihilist bir sanat çağına bırakmıştır.

Zikzaklar çizmeye ve sanatla felsefe arasındaki eğretilemelerle zihin durumlarımızın tuhaf belirtilerini, Dada işaretlerini aramaya çıkalım. Felsefenin hikmetlerini bırakıp zihnin hastalıklarına gelelim.

L.H.O.O.Q. / Sous Rature / Öldürememek

L.H.O.O.Q., Dadacı Marcel Duchamp’ın bıyık ve sakal çizdiği Leonardo da Vinci’nin tablosu Mona Lisa’nın reprodüksiyonuna verdiği addır. Duchamp, Mona Lisa’nın sanat tarihindeki inanılmaz ağırlığıyla bir iki ufak çizgi ve reprodüksiyona verdiği ad ile ciddi biçimde oynamıştır. L.H.O.O.Q. harfleri, argoda “kız azmış” anlamına gelen Fransızca “Elle a chaud au cul” cümlesinden alınmıştır. Sanat tarihinin bu en gözde ve saygın yapıtının parodisi, bıyıklı Mona Lisa, izleyiciyi putun yıkımına şahit ederek putlaştırılanı görünür kılar. Dada’dan yıllar sonra yapıbozumcu felsefecilerin kullandığı yöntemlerden biri, Duchamp’ın da Vinci’nin resminin üstünü çizmesine oldukça benzer bir niteliktedir. Yapıbozumcular metinlerinde kimi kelimeleri üzerleri çizilmiş bir biçimde kullanırlar. Sous rature denilen bu işlem aslında Heidegger’den mirastır. Heidegger metinlerinde Varlık’ın üstünü çizer. Kelime gerekli olduğundan metinden çıkartılamamış, ancak yetersiz olduğundan da üzeri çizilmek zorunda kalınmıştır. Böylece kavramın bir sorgulama altında olduğu gösterilir. Üzerine çizgi çekme Derrida’nın elinde anlam bulanıklığını okura hatırlatır. Üzeri çizilmiş bir kelime, gösterdiği şeyle onu yıkan şeyi aynı anda okura sunar. Bu yöntem aslında tümüyle yapıbozumcu yaklaşımların içine sinmiştir. Yapıbozumcular bu parodist yöntemle göstergelerden, metinlerden fırlayan anlamların nasıl eriyip, karşıt seslere teslim olduğunu gösterme amacı taşırlar. Ancak yöntem temelinde evetle hayırın, varlıkla yokluğun göstergede aynı anda sunulduğunu fark ettirmeye dayanır. Bu Derrida’nın deyimiyle kararverilemezlik durumudur. Biz öldürememe diyeceğiz. Öldürme korkumuz, dogmatikliğimizi öldürme arzusundan kaynaklanır. İnsanın tarihteki bu anı, kavramlara, inançlara, fikirlere, insanlara ve nesnelere karşı müthiş bitişikliğinin yarattığı hayal kırıklığıyla belirlenmiştir. Koynuna alınanın çürümüş olduğunun fark edilmesinin yarattığı hayal kırıklığı. Nietzsche’nin deyişiyle Tanrının ölüşü. Nihilizm. Belki yine Nietzsche haklı. İnsanda bir mesafe duygusu olmalı. İnandığı, bildiği, gördüğü, sevdiği, nefret ettiği şeylere karşı. Evetle hayırı arasında bir fark olmalı. Evetine biraz yakın, hayırına daha uzak. Hayır dediğini yıkabilecek, öldürebilecek, silecek, metinden çıkarabilecek kadar güçlü. Bugünün sorduğu şeye gelelim, şimdi hep şöyle diyoruz: “İyi de neye evet neye hayır diyeceğiz?”. Kararverilemez. O halde hiçbir şey öldürülemez. 

Leziz ceset Oyunu / Hakikat Oyunları / Ayıramamak

Dadacı bir şiir yazın. Nasıl yapılacağını Dadacılar şöyle anlatır: Bir gazete alın. Tek tek kelimeleri kesin. Kestiğiniz kelimeleri bir torbaya doldurun. Torbada kelimeleri iyice karıştırın ve sonra gözlerinizi kapatarak kelime çekin. Her çektiğiniz kelimeyi bir kenara yazın. Ve işte Dadacı bir şiir yazdınız.

Dadacılar dille oynamayı severler. Dada sözcüğünün kendisi de anlamsızdır. Sözcük zihinde asılı kalır, adlandırma işini adeta boşa çıkarır. Dadacılar, sözcüğün bulunuşu ve anlamına ilişkin hikâyelerini çeşitlendirdikçe, Dadacı tavır daha da belirginleşir. Dada adı tabula rasa’dır, Dadacılar onun üstüne artık istedikleri her şeyi yazabilirler.

Dada için dile ilişkin tavır önemlidir. Dil, kollaktif biçimlerle kişisel biçimler arasında gerilimli bir ilişkiyi oluşturur. Dadacı dilin tahribiyle bu gerilimi açığa çıkarır. Dilin tahribi, içe bakışın ve iletişimde kopuklukla beraber gelen yalnızlığın geliştirilmesiyle kişisel bir disiplin aracı haline gelir. Sözcükler tükürülür, toplumun boş, aksayan, sıkıcı dili parçalanır, ilkel dilleri taklit eden, tutarsız bir dil, sözdizimi ve mantığın engellerinden kurtulmuş bir dil formu yaratılır. Böylelikle yaratıcı süreç dizginlerinden kurtulur. Dadacıların leziz ceset oyunu, tıpkı dadacı şiir yazma tekniği gibi bu işe yarar. Oyunda her Dadacı aynı kağıda bir kelime yazar ve kağıdı yazdığı kelime görünmeyecek biçimde katlayarak sıradakine verir. Böylece oyunun sonunda kağıtta Dadacı bir metin çıkar.

Postmodernistler de Dadacılar gibi oyuncudurlar. Oyun kavramı, yapının, merkezin ya da hakikatlerin çözüldüğünü söyleyen postmodernistlerin özel ilgi alanına girer. Postmodernistlere göre anlamamız gereken dünyamızın merkezinin ve kurgusunun değişmesiyle birlikte gerçeklikle, doğrulukla ya da kendimizle ilişkilerimizin değişiyor olmasıdır. Yani sağlam diye yapışıp kaldığımız şeyin ciddiyetsizliğini, şakacılığını, vazgeçilebilirliğini; bir oyunun, bir hakikat oyununun içinde olduğumuzu biliyor olmamız gerekir. Bir hakikat oyunu içinde olduğumuzu bildiğimizden öldüremeyiz ve öldüremediğimizden ölümle biten her şey bizde artık bir korku yaratır. Öldürerek gelmiş olan, büyük bir kesinlik, parlaklık, kalın bir çerçeve taşıyan anlam, akıl, doğru kuşkulu. Her şeyi aynı suya atarak kurtulduk. Buçukların bulanıklığı bizi yatıştırıyor. Üzerimize atılan en tanıdık kavram, bilgi, fikir artık hakkında bir şey söyleyemeyeceğimiz kadar karanlık. Özgürlük, adalet, hak ya da düzen denildiğinde. Doğruyu açıklayacak kısa, basit bir yanıt olmadığından artık eminiz. Durduğumuz bir köşe olmadığı için gördüğümüz resmin netliği yok.

Kitsch / Kuramamak

Dada en temelde insana değerli diye dikte edilenle değersiz diye ayıklananın katı hiyerarşisini sorun ediyordu. Bu yüzden yaptığı her şeyde izleyiciye bir “değer travması” yaşatmak niyeti vardı. Dada’dan sonra yapılan sanat da bu yolu izledi. Dada sonrası sanatı günümüze gelinceye kadar gittikçe kitsch’e dönüştüren şey, sürekli bir değer travması yaratılması isteğine karşı ortada travmatik bir durumun olmamasıdır. Dada zamanında sanatta yükseltilmiş değerlerle dışarı atılmışların sert düzenini düşündüğümüzde günümüzde Post-Dada’nın neden travmatik bir değer çatışması yerine basit bir şok yaratma etkisiyle yetindiği anlaşılabilir.

Biz Adorno gibi kitsch’i sadece eğlenceye ve ticarete yer açmak için yüksek kültürün ve sanatın bir imhası olarak göremiyoruz. Kitsch, sanatın yozlaşması olarak düşünülen şey, belli ki yüksek bir kültürün içindeki kötü cin değil. Sanki daha çok organizmayı çürüten bir eksikliğin yerine koyulacak şeyin bulunamaması. Dada çürümeye neden olanı işaret ediyordu, oysa Post-Dada onun yerine koyacak bir şey bulamıyor. Post-Dada Dada’yla aynı yöntemleri kullandığı için aynı söylemi taşıyormuş gibi görünmesine rağmen, sadece Dada tiksintisinin ve Dada yöntemlerinin meşrulaştırılıp piyasaya entegre edilmesine, sanatçı ve sanat alıcısı olan ayrıcalıklı kitlenin ilişkilerinin ve konumlarının aynı biçimde sürdürülmesine neden oldu. Bu da sanatı nihilizmin son durağına, kitsch’e attı. Kitsch ayakta duramayanın ürünüdür. Onda sanat trajik bir andan çıkmaz. Kendini hazır bir kurguya, kendinden doğmamış değere ekmiştir kitsch. Değerlerin değersizleşmesi, kendine yabancı bir ortama transferi ve bu sırada deforme edilmesi, en ihtiyaç duyulmayan yerde ortaya çıkması ve böylece değerlerin eşitlenmesidir. İnsanın tüm gücünü öldürememek ve bir türlü ölememek, yerlerini bulup şeyleri oraya koyamamak emer. Kitsch en güçten düşmüşün zihnidir. Yıkıntıda dolaşır, asla bir şey kuramayacağını bilerek.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s