Laurie Anderson ile Müzik Yapma Sürecine Dair

l

*RBMA Radyo’nun Laurie Anderson’la müzik üretim sürecine dair yaptığı bir söyleşisinden alınmıştır.

Çev: Nalan Kurunç

 

Müziğe sonradan başlamış bir heykeltraşım. Biri ne olduğumu sorsaydı “multimedya sanatçısı” derdim. Siz de eğer genç bir sanatçıysanız ve kendinizi nasıl tanımlayacağınızı bilemiyorsanız, “multimedya sanatçısı” ifadesini kullanın. Çünkü çok belirsiz bir ifade. Böylece hiç kimse size “Hey, bu nasıl olur, bir cazcıyken pop-opera yapıyorsun?” diye soramaz. Türler çöp kovaları içindir. “Seni hangi çöp kovasına atmalı da yaptığın şeyi satabilelim?” Onları boşverin. Çöp kovalarını önemsememek çok işime yaradı, çünkü gerçekten hiç kimse bana ne yapmak istediğimi sormadı, dolayısıyla hiç karar vermedim. Çok şeyle uğraşıyorum. Enstalasyonlar yapıyorum. Daha yeni uzun metrajlı bir film yaptım. Çok sayıda resim ve müzik yapıyorum. Şimdi de, Big Ears’daki Knoxville’de Kronos Quartet’le çalmak için buradayım ki bu benim için bir hayaldi.

16 yaşımdayken birden bir şey farkettim. Çok iyi bir kemancı değilim ama çok çalardım ve Interlochen’a giderdim; dışarda, ormanın içinde gün boyu çalan hevesli genç müzisyenler için hazırlanmış Michigan’daki bir kamp alanıydı burası (Müthişti, çünkü bana göre doğanın güzelliği ve karmaşası ve müzik, birbiriyle çok ilgili). Orada diğer müzisyenleri seyreder ve şöyle düşünürdüm, “İnanılır gibi değil, gerçekten hiç hazırlanmadan çalıyorlar. Yalnızca bunu yapmaya devam edersem, durmadan çalışmam gerekecek ve hayatımda yapmak istediğim şeyleri elde edemeyeceğim; İstanbul’a gitmek, Almanca ve fizik öğrenmek gibi.” Böylece bu fikirden vazgeçtim. Kemanı bırakana kadar geldiğim nokta bir yığın pratik yaparken artık daha fazla pratik yapmamak. (Şimdiyse, Almanca bilmiyorum, sıfır fizik ve İstanbul’da sadece bir kez bulundum.)

Yine de kemanı hâlâ seviyorum. Keman benim ana enstrümanımdı, hâlâ da öyle. Onu seviyorum çünkü kadın sesi gibi. Canlı. İnliyor. Keman, telleri olan bir saksofon. Dahası yanınızda taşıyabiliyorsunuz. Hem saksofon hem de kemanda çok sevdiğim bir şey, ikisini de oturarak çalmak zorunda değilsiniz. Benim için bir enstrümanı tutmak, durumu çok fiziksel, çok kişisel kılıyor.

“Üzgün olmadan nasıl üzgün olunacağına çalışmalısın” diyen bir meditasyon hocam vardı. Kolay kolay yapılabilecek bir şey değil bu, zira duygularla aranıza duvar örmek istemezsiniz –kaldı ki, bu büyük bir şey, yani üzüntü. Bir şekilde bunu “çalışan” her insan hislerle ilişki kurar. Bu içinizdeki şeylerin dokusudur. Yine de hayatım boyunca öğrendiğim şeylerden biri de şu ki; bir şeyi yapabiliyor olmanız, o şeyin ta kendisi olmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Benim “Eğlence, hem dünya müziğine giden yolun en sağlam yoludur hem de onu sevdiğinize emin olmanın, ve sadece onu yapma biçiminiz değilsinizdir.” dememin sebebi bu. Yani, gerçekten duymak istediğiniz müziği yapmalısınız.

New York’taki stüdyom nehrin yanındaydı. Çok uzun süre orada çalıştım. Brian Eno’yla birlikte müzik yaptığım zamanlarda pencereden dışarı nehre bakardık. Bir şeyler dinleyip nehre bakıyorsak –envaı çeşit atmosfer, suyun dalgalanması, yükselip hareketlenmesi, yüzeyine ışığın vurması, hep çok canlı ve güzeldi- müzik ve nehir adeta birbirini yükselten deneyimlerse, işte o zaman yaptığımız müzik de iyi oluyordu. Nehre bakmak ve müzik dinlemek bizi ajite ettiği zaman şunu derdik, “ Müzik galiba çok uyarıcı, çok hareketli vs. Hayal kurmaya izin vermiyor.” Beni hipnoz eden müzik, işte benim en sevdiğim müzik bu.

Başkalarıyla çalmayı seviyorum, son zamanlarda da deneysel müzik adına daha çok şey üretiyorum. Deneysel müziğe John Zorn’la başladım. İlk zamanlar çok şüpheciydim: “Yapı nasıl olacak?” “Onu biz bulacağız.” “İlk notaya kim basıyor?” “Bilmiyorum, görelim.” “O kimin? Ne kadar uzun?” tüm bunlar çok da iyi bir fikirmiş gibi gelmiyordu, yani sadece orada uyanmak ve çalmak. Gerçi bütün fikrimi tamamen değiştirdim, çünkü bu kiminle çaldığınıza bağlı; Zorn’la çalmak hakikaten canlandırıcıydı. Gökyüzüne dev bir sandal inşa etmek gibi bir şeydi, onunla etrafta gezindiğiniz ve çeşit çeşit şeyler yaptığınız dev bir sandal.

Birçok yönden yalnızlığı seven biriyim, fakat küçük deliğimden dışarı çıkmayı denemek çok daha eğlenceli ve önemli. Çok başarılı olduğumu söyleyemem ama film müzikleri becerebildiğim bir şey ancak tabi ki de bu takviye benzeri bir işbirliği değil. Ekranda imajı görürsünüz ve sonra da ona arka çıkarsınız. Kendi filmlerim üzerine çalışırken fark ettiğim şeylerden biri de film müziklerinin neden yaylılardan oluştuğuydu. Bernard Herrmann bunun en iyi örneği; gözleriniz ritme dönüşür, böylece değişen, kesilen, hareket eden imajları seyredersiniz ve şayet bir titreşim ya da vuruş varsa, müzik videosu da itici bir güce dönüşür (Hoş, bu benim az-pişmiş fikrim).

Peter Gabriel sanırım beraber plak yaptığım ilk insandı. Onun büyük hayranıyım, bilhassa en uçta yaptıklarının – mahvolan şeyleri icra edilme tarzı çok güzel, fakat bas seviyesinin ne olduğu konusunda hiç anlaşamazdık (Sanırım o kadar aşağısını duyamıyordum.) Bunu ondan öğrenmek istedim, fakat ayrılık getirdi, bunun üzerine her birimiz şarkıyı kendi tarzımızda icra ettik (Adı sanırım “Mükemmel Kuşlar.” dı.) Bu da bana farklı tarzlarda işbirliği yapmam gerektiğini gösterdi. Sınırları aşmayı ve farklı şeyleri müziğe nasıl katabildiğimi görmeyi hep sevmişimdir

Biri başıma silah dayasaydı, “Hikâyelerle ilgiliyim.” derdim. Kısa bir süre önce Kronos Quartet için bir şeyler yazmamı istediler. “Hikâyeler anlatmak istiyoruz.” dediler. Ben de onlara “Peki ama neden? Harika müzisyenlersiniz, neden yalnızca çalmıyorsunuz? Tamam, bir şeyler yazacağım, enstrümanlarınızla anlatabilirsiniz,” dedim. “Harika” dediler. Sonra düşündüm ki, “Nasıl yapılacağı hakkında en ufak bir fikrim yok!” Bunun üzerine birkaç yazılım tasarımcısıyla çalıştım ve beraber “Toprak Kayması” adında bir parça yaptık; bir kasırgayı anlatıyordu, spesifik olarak Sandy Kasırgasını, bu kasırgada keyboardlarımla ve heykellerimle dolu bodrumum mahvolmuştu. Su hepsini alıp götürmüştü.

Çalarken ekrana yansıtılan metni hareketlendirmeye yarayan birkaç yazılım yazdım. Kronos Quartet’in ikinci kemancısı John’un korkunç doğaçlama soloları vardı; metni öyle bir harekete geçiriyordu ki her şeyi apaçık kılıyordu. Bu da genellikle metnin müzikle beraber kullanıldığı zamanlarda oluyordu, başlığı bir operada kullanıldığında örneğin. Bu resmen manyakçaydı çünkü şöyle diyordu, “Bir adam yolda yürüdü.” Ama “YOOOL”u şarkı gibi söylemek neredeyse bir dakikaydı, ancak bir altyazı bandında sadece “YOL” diye görüyorduk. “Dilin ve sesin birlikte kullanılmasının ilginç bir yolu.”

Bu durumda şöyle düşündüm, “Ne kadar hızlı okuyabilirsin? Yeterince hızlı okuyabilir misin?” “Adam yolda yürüdü.”, bunu okumazsın. Ama “Adam yolda yürüdü”yü görürsün. Ve onu düşündüğünden on kat fazla hızlı okuyabilirsin. Şu yapılıyordu: bir sesle bir kelimeyi nasıl eşleştirebilirsin. Eğer siz ve ben konuşuyorsak, bu, aynı anda düşündüğümüz şeyler de var demektir: “Saçların neden öyle?” ya da “Dün gece ne yaptın?”, fakat bunu söylemeyiz çünkü gerçekten hiç nazikçe değildir. Yani, birisinin beni tanımadığını düşünelim, benim de onu. Fikirleri ve dilleri aynı anda kullanmakla çok yönlü bir iş yapmış oluyoruz. Hikâyeleri ve müziği kullanmanın bir yoludur bu.

Şu sıralar tamamen film yapımcılığı işine dalmış durumdayım. Çoğunlukla çok sayıda resim ve film yapımıyla geçen dönemler: göz, birdenbire egemen olduğunda, bu görsel düşsel dünyanın içinde olmak istersiniz. Yeni bitirdiğim film her şeyden önce görsel, içinde biraz müzik var, çok değil. Resim ve şarkı için birebir aynı ölçütleri kullanırdım, çünkü ikisi de jestlerle ilgili. Keman çalmak ve büyük bir resim yapmak için parmağımı gezdirmem fiziksel açıdan aynı jestler. Sonra bir an durup düşünür, aynı türden sorular sorardım: “Yeterince karmaşık mı? Yeterince yoğun mu? Hangi yapıda? Çok açık değil mi? Çok şiirsel değil mi? Yeterince kaotik mi?”

Hem müzik hem de resim için işte bu aynı türden soruları sorardım. Gayet iyi bilindiği gibi, bir şeyler yazarken yalnızca yazar değil, aynı zamanda editörsünüzdür de. Geri çekilip şunu düşünmeniz gerekir, “Yapacağımı düşündüğüm şey hiç de bu değil. Nasıl düzeltebilirim?” Bazen hikâyenize uygun bir son bulamazsınız ya da şarkınıza nakarat. O zaman da şunu düşünmeniz gerekir, “Pekâlâ, şarkı aslında ne anlatıyor? Anlattığı temel şey ne?” Her zaman bu kelimeleri duyarsınız, zamanla daha gelişkin, daha nüanslı bir biçimde. Önemli olan iyi bir editör olmaktır, ne yaptığınız önemli değil, bir radyo şovu, resim ya da bir tür karmaşık multimedya çalışması, her şey olabilir.

t

(“Tilt”. Laurie Anderson’un tasarlamış olduğu elektronik müzik kutusu. Marangoz düzenciden yapılmıştır ve içinde bulunan sol taraftaki hoparlöre kadın sesi, sağ taraftaki hoparlöre de erkek sesi verildiğinde ve aynı seviye yakalandığında her iki sesin uyumu elde edilir.)

 

Yaptığım birçok yazılım ikiliklerle çalışıyor. Tamamen kendi sesinize karşıt bir sesle, farklı şeyler söyleyebilir ve söyleyecek farklı şeylere sahip olabilirsiniz. Yani farklı türden bir geribildirim elde edersiniz. Tilt adında bir enstrüman tasarladım. Yatay, mekanik bir alete benzer bir enstrüman. Esasen içinde hoparlörlerin bulunduğu bir müzik kutusu. Ortasındaki alıcı (ölçtüğünüz yüzeyin dengede olup olmadığını gösterir) içerde akışkan küçük bir sörfçü var. Şöyle çalınan bir enstrüman bu; bir ucundan tuttuğunuzda, yalnızca kadın sesi duyarsınız, diğer ucundan tuttuğunuzda da yalnızca erkek sesi. Eğer iki ucu da aynı seviyede tutabilirseniz, bir düet duyarsınız. Playback açısından hem geçmişle hem de gelecekle çalıyorlardır, düeti hızla terketmenin bir başka yolu olarak. Bazen, iki şeyin bu şekilde biraraya gelmesi çok fiziksel oluyordu

Düetleri gerçekten duygulandırıcı buluyorum. “Erkek dedi, kadın dedi” şeklindeki bu yapıyı şarkılarda mümkün olduğunca sık kullanmaya çalıştım. Bunun konuşma dinamikleri ile yapılması gerektiğini keşfettim. Ve bu sadece şu demek değil, “Bir söz yazarıyım, odamda çok yalnız hissediyorum.” Elbette yalnızsınızdır. Şarkı yazıyorsunuz. Odanızdasınız. Kimseyi görmüyorsunuz. Bu durumda ne istersiniz? Telefonu eline alırsınız ya da şarkıya ya da yaşamınıza başka bir dinamik katarsınız. Ve Tilt’i duygularımı ortaya dökmek için kullanmıyorum, bu benim öğrenme biçimim, yani konuşmak. Sadece her konuşmanın kendine ait kurallarını kabul edersiniz. Ve iki boyutlu mu olmaya başladı? O halde tamamdır. Bu gerçek bir konuşma olacaktır: bana bir şey söylediğiniz yerde, ben de size bir şey söylemiş olacağım. Tüm bunlar harika.

İlk söyleşilerimden birinde farkettim bunu. Bir kadın stüdyoma geldi ve “Müziğiniz hakkında bir röportaj yapmak istiyorum. Sizinle bu çorap kuklasıyla konuşmamda bir sakınca var mı? diye sordu. Ben de, “Huh, tabii başlayın. Çorabı elinize geçirin, el hareketlerinizle sesinizi senkronize edebilirsiniz. Güzel. Benim de gidip bir tane almamın bir sakıncası var mı? Aynı şeyi yapacağım.” gibi bir şeyler dedim. “Gerçekten bunu yapacak mısınız?” diye sordu, evet dedim yapacağım. Çorap kuklalarımızla yerlerimize geçtik, bize aracılık ediyorlardı ve alter egolarımızdı. Daima bir şekilde sizin için konuşan birine sahipsiniz, sahip olduğunuz bir sesi kullanan.

Şu sıralar “samimi söyleşi” sesimi kullanıyorum, ama kullandığım daha birçok başka ses de var, herkesin yaptığı gibi. Repertuvar araştırması yapmak müzik açısından ilginç. Her söz yazarının vardır zira hep bir şeyler icat ediyorsunuzdur: senaryolar yazıyorsunuzdur, bir başkasının ne söyleyeceğini merak ediyorsunuzdur, ya da bir durum yaratıyorsunuzdur ve bu genellikle aşk etrafında dönüyordur ki aşk benim için müthiş bir şey. Yaşadıkça şunu daha iyi anladım; önemli olan tek bir şey var o da hangi tarzda olursa olsun, aşk şarkıları. İlle de romantik aşkla ilgili olmaları gerekmiyor, bizden bahseden aşk şarkıları olmaları yeterli. Aşka dair söylenecekler asla tükenmez.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s