Fiber Optik Çiçekler: Delia Derbyshire ile Elektronik Müzik Üzerine

derbyshire

 

Bu söyleşi Kasım 1999’da yapıldı ve ilk önce Surface dergisinin Mayıs 2000 sayısında yer aldı.

Seri Editörü & Çeviri: Nalan Kurunç

 

Sonic Boom: Seni müziğe iten şey neydi? Okulda müzik çalıştın mı?

Hayır, fakat okul dışında icracı düzeyinde piyano çalıştım. Coventry’dan Matematik öğrenmek için Cambridge Üniversitesi’ne gittim –ki bu Coventry’lı bir işçi sınıfına mensup bir ailenin kızı için oldukça sıra dışı bir durumdu- . Çünkü Cambridge o zamanlar, muhtemelen şimdi de, dünya çapında olmasa da ülkedeki matematik okullarının en iyisiydi. Bunu Amerikalılara söyle! Müzik otoritelerini -çoğunlukla yargılarına karşın- müziği değiştirmeme izin vermeleri konusunda ikna etmeyi başardım. Derecemi aldıktan sonra da bir kariyer bürosuna gittim. Sese, müziğe ve akustiğe ilgi duyduğumu söyledim, bunun üzerine bana Deaf Aids’i (müzik grubu) önerdiler ya da depth sounding[1] işini teklif ettiler. Böylece Decca Records’a iş başvurusu yaptım. Randevumun olduğu gün patron kriket seyrediyordu fakat yardımcısı kayıt stüdyosunda kadınlara iş vermediklerini söyledi.

Bu kuşkusuz Beatles’ı tepen adam.

Kuşkusuz. BBC’nin bir Araştırma Bölümü olduğunu biliyordum, radyo-tv programları için fantastik soundlar yaratmasıyla ünlü Radiophonic Workshop. Genelde kimsenin workshop’ da bir seferde üç aydan fazla çalışmasına izin verilmiyordu. Zira bunun insanları delirteceğini düşünüyorlardı.

Sanırım beni delirtirdi.

Şey, bunun delirmenin güzel bir yolu olduğunu söyleyebilirim.

Kesinlikle. Peki, matematiksel ilişkiyi müziğe çok sık uyguladığını söylemek doğru olur muydu ya da müzikle matematik arasında zaten bir örtüşme olduğunu mu düşünüyorsun?

Ah, kesinlikle. Evet, evet. Müzik ve matematik arasında eski Yunanlılar’dan beri çok yakın bir bağ var.

Teorideki Pythagoras’dan beri.

Şey, mitolojideki Pythagoras’dan beri. Bu bir tür disiplin. İnsanlar genelde bestecilerin oturup kalemleri kâğıtlarının üzerinde Tanrı’nın esinini beklediklerini düşünürler, esininin kalemin üzerinden kâğıda düşeceğini .. şey, bazı durumlarda belki de böyle yapmışlardır, belki Mozart. Ama diğer durumlarda disiplin gerekir ve sayıların disiplini mükemmel bir disiplindir. Fibonacci dizisini yüzyıllardır kullanıyorlar.

Bu, mimari ve müziğin kendi oranlarında ilişkilendiği dizi, değil mi?

Doğanın sayıları; eğrelti otunun yapraklarının sayısı, ayçiçeğinin üzerindeki tohumların sayısı ve onların nasıl düzenlendikleri… işte sanatta, mimarlıkta ve müzikte kullanılan Fibonacci dizisi budur. Müzikte bunları duysanız da fark etmezsiniz. Hatta George Gershwin onu Porgy and Bess’de kullandı. Bunu şimdi kim biliyor?

Roma mimarisinden bahseden bir televizyon programında izlemiştim, binanın oranlarının doğrudan armonik müziksel ilişkilere ilgili Pythagorasçı sayılara dayandığını söylüyorlardı. Belki de mutlak sayıların ilişkiselliğidir büyüleyici olan. Ya da zaten mutlak sayıların kendisi bir şekilde büyüleyici ya da en azından bir kuvvet.

Mutlak sayılar doğanın içindeler, bu yüzden bedenlerimiz elbette bu sayılara tepki gösterir, hatta bilinçaltında da. şimdi herkes fraktallar üzerine çalışıyor, iki yüzyıldır da Kaos teorisine. Bu olasılıksal, rasgele oluşa karşılık geliyor. Elde edeceğiniz şey baştan tümüyle belirlenmiş değil. Sürpriz, müzikte güzel bir öğe.

Heyecan verici. Bu kuralların olmasının en iyi tarafı, yıktığınızda iyi şeyler ortaya çıkarıyor olması. Doctor Who yaptığın ilk parçalardan biriydi, sonradan da dünyanın en önemli temalarından biri haline geldi: Herkes onu birkaç saniyede tanıyor. Soundu zamanının en az on yıl ötesinde. Kraftwerk bu soundu 70’lerin ortasında fark etmiş olsaydı, on yıl evvelinden kulakta çok başka bir keskinlikte tınlardı. Workshop’a katılmanın neredeyse hemen sonrasında bunu kavrayabilmiş olman ilginç. Stüdyo menajerliğinden böyle bir şeye geçmen bence büyük bir sıçrayıştı.

Bu kanımda var, sadece içgüdü. Kesinlikle. Tek söyleyebileceğim bu.

Stüdyo menajeriyken herhangi bir ekipmana erişme şansın oldun mu, hiç kendi kaydını yaptın mı?

Şey, mükemmel bir stüdyo menajeriydim. Klasik müzik plaklarını çalmada hayli parlaktım! Bir tür önsezim olduğunu düşünenler oldu çünkü Record Review adlı bir program vardı, yalnızca kayıtlardan minicik parçalar çalıyorlardı. Bir gün müzik eleştirmenlerinden biri bana, “Bak, plağın bu tarafında. Ne tarafında bilmiyorum ama trombonun sesinin geldiği tarafta” demişti. Ben de plağı ışığa tutup trombonu görmüş ve iğneyi tam da sesin olduğu yere koymuştum. Herkes bunun bir büyü olduğunu düşündü. Parlak bir içgüdüm olmalı. Bu da benim stüdyo menajeriyken kısa sürede takdir edilmemi sağladı.

Radiophonic Workshop konusunda beni çok etkileyen şeylerden biri de, çoğu insan seni hayli iyi tanıyordu. Ama daha yakından bakıldığında ya da etraflıca düşünüldüğünde gerçekten harika olan yalnızca azınlıktı, çoğunluk ise televizyon kanalları için seri üretim yapan bir zırva.

Şey, bu taleple ilgili bir Şey ve neticede oradan ayrılış sebebimdi. Dürüstlüğüme artık daha fazla gölge düşürmek istemedim. Ürettiğim şeylerin çok sofistike oldukları gerekçesiyle geri çevrilmesinden usanmıştım, gelgelelim BBC’nin dışından birilerine çaldığımda işlerim su gibi tüketiliyordu. BBC çok sakıngan davranıyordu, giderek kurul ve hesap uzmanlarınca yönetilmeye bağlanmıştı, en ufak bir farklı çalışmadan adeta ölümüne korkuyorlardı. Benim tutkumsa orijinal, soyut elektronik soundlar yaratıp yetenekli birine düzenletmekti ki bu sayede iş çok etkileyici ve elle tutulur bir hale geliyordu. Gelgelelim, düzenleme işi oyun departmanına verilmişti ve onun da müzikle yapabileceği hiç bir şey yoktu, hepsi bu.

Radiophonic Workshop’da koridora kadar uzanan dünyanın en uzun [tape] loop’unu yaptığını duymuştum.

Evet! ikili kapılardan çıkan ve kadınlar tuvaleti ve resepsiyonun karşısındaki bir diğer kapıya uzanan bir loop. En uzun tape loop’uyla Londra’daki en uzun koridor!

Gerçekten yoğun bir emek ama müziğin kulağa inanılmaz organik geliyor.

Ah, evet. Organik müzik iyidir. Ve sesleri birleştirdiğinizde, yavaş yavaş geliştiği hissi, tek kelimeyle büyük bir keyif. Evet, yoğun bir emek. Bütün gece çalışırdım. Geceleri çok çalışırdım ve kayıt için ne kadar zaman harcadığıma hiç aldırış etmezdim.

Çalışmak için iyi bir vakit gece. Telefonun çalmayacağını biliyorsun ya da John’un ansızın sohbet etmek için içeri girmeyeceğini.

Ve mühendislerin aşk hayatlarına dair sorunlarını dinlemek zorunda değilsin. Bir de geceleyin bütün workshop ekipmanlarını kullanabiliyordum. Bir tek bu loop’u gün ortasında yaptım.

Kısıtlı imkânlara inanıyoruz, değil mi?

Kesinlikle. Kısıtlı imkânlara ölümüne düşkünüm.

Zihni daha fazla yaratmaya zorluyor.

Total özgürlük için… Diyeceğim şu ki, Maya Angelou’ya geri dönüyoruz ..”Kafesteki Kuş Neden şakır, Bilirim.” ‘Gerçek anlamda yaratıcı olmak istiyorsanız disiplinli olmanız gerekir. Yaptığınız her işte özgür olmak istiyorsanız, hem kullanacağınız yapı hem de kullanacağız sesler konusunda disiplinli olmanız gerekir.

Aphex Twin ekipmanlarının çoğunu sattığını söylüyordu, zira oturup onlara baktığı için dikkatini toplayamıyordu.

Kendinizi disipline edemezseniz sonunda şunu der hale gelirsiniz …”Ah, bunu seviyorum, onu seviyorum, hepsini birden istiyorum.”

Yarattığın soundlarda kimsenin elektronik müzikle kolay kolay ilişkilendiremeyeceği çok sayıda atmosfer ve organik his var.

(BBC’deki) patron bir keresinde şöyle demişti, “Elektronik müzik Delia geldiği için nefis.”

 im1

Kısıtlı imkânlar demişken, sanırım şunu sen de seviyorsun; Peter Zinovieff’in EMS VCS3 makinesi konusunda her ikimizi de etkileyen şey oldukça sınırlı bir kaynak seçimine sahip olmasına rağmen sonsuz bağlantı değişkenleri ve ses yaratım olasılıkları sunuyor olmasıydı.

Peter Zinovieff yapılabilecek en ilginç şeylerden birini yapıyordu. Hiçbir zaman bir müzisyen olduğunu iddia etmedi, hiçbir zaman bir besteci olduğunu iddia etmedi. Fakat Londra’daki şu en güzel evlerden birini hayal ediyorum da … ilk katta telefon röleleriyle dolu bir salonu vardı, rasgele ses dizimcisi üzerine çalışıyordu.

Olasılıksal şeyler.

Ve, inanılmaz dedim, gerçekten tam da olması gerektiği gibi. Bana göre sanırım Peter, Victoria’yı [Zinovieff] ona gerçekten inanması konusunda yüreklendirmişti. Çünkü bir Rus aristokratıydı ve içinde bulunduğu çevrede bir sanat meraklısı olarak tanınıyordu. Çok hoş, ilginç zamanlardı, her şey mekanikti. Voltaj kontrolünden önceki döneme denk geliyor. Böyle birkaç yıl beraber çalıştık.

Evet, Unit Delta Plus olarak mı?

Evet.

Peki, burayı elektronik müziği reklamcılıkta, televizyonda ve film müziklerinde daha görünür kılmak için mi açtınız?

Kamusal alana taşımak istedik, evet.

Peki, şu senin de dahil olduğun happeninglerden bahsedelim. 1966 yılında Chalk Farm Roundhouse’da Rave ya da Rave On adında bir happening yapıldı diye biliyorum, hatta Paul McCartney de liste başıydı.

Ah, evet. Beatles’dan iki kişi vardı, Paul ve George. Aslında önceden kaydedilmiş bir elektronik müzik konseriydi.

Carnival of Light’dı adı. Galiba efsanevi bir parçaydı [ikisi de güler]. Tüyler ürpertici bir soundu vardı. Fakat daha önce hiç duyulmadık bir sounddu, Beatles büyük bir iş başarmıştı.

Şey, onlar soundla değişik şeyler denerlerdi.

Ayrıca Newbury yakınlarındaki Watermill Tiyatrosu’ndaki bir oyuna da dahil oldun.

Peter Zinovieff bir elektronik müzik ve ışık gösterisi gecesi düzenlemişti. Tiyatro sahnesinden müzik verilirken ekrana da ışık gösterisi yansıtılıyordu, Hornsey College of Art’dan öğretim üyeleri hazırlamıştı.

Şu göldeki ışık kutuları, değil mi?

Evet, dışardaydı, evet, değirmen havuzunda.

Eylül 1966’da mıydı?

Evet, listelere ilk İngiliz elektronik müziği olarak geçmişti. Anlayacağın, biraz cüretkârdı …

Biraz da yaptığın parçadan konuşmaya ne dersin, sanırım 66’ gibiydi, Anthony Newley ile beraber yapmıştınız, değil mi?

Ah, tuhaftı, hımm … küçük bir şarkıydı!

Son derece saykodelik …

Saykodelik değil!

Bir tür 60’ların mizahi saykodeliği …

Rahmetli Anthony Newley bir tür elektronik müzik plak şirketi kurmak istediğini söylemişti. Bunun üzerine benimle temasa geçtiler. Ben de bu alan dışı hit parçayı yaptım, o kadar sevdi ki sesini üst üste bindirdi ve benim kısa melodimi kullandı.

Dönemin en sürreal kayıtlarındandı. Kendini kontrol edemeyen bir adamdan, kızların görüşünden, etekli pembe kalçalarından bahseden sapıkça bir lirik çalışmaydı.

Yağmurda göz kırpan dizlerinden ve mini eteklerinden. Onu sadece güzel küçük masum bir parça da yapabilirdim, çünkü Anthony Newley parçaların sadece “Seni seviyorum, seni seviyorum” gibi olacağını söylemişti ya da şöyle diyen parçalar, “Gittin, gittin.”

Bu parça da, “Kendimi kontrol edemiyorum.” Yani Moogies Bloogis ya da onun gibi bir şey.

Evet, Moogies Bloogis! Aslında bu, güzel, kısa masum melodiyi, bütünüyle hassas sevgi ve masumiyet üzerine yazacaktım ama Anthony parçayı kirli eski bir yağmurluk parçasına çevirdi. Fakat bundan gerçekten memnundu! Bir gün Joan ve Jackie Collins, Anthony’i çiçekçi dükkânının üzerindeki küçük sevimli daireme bir limuzinle bıraktı ve şöyle dedi, “Bunun gibi bir şarkı yapabilirsen seni buradan çıkarırım!” Sadece tek parçalık demo kaydıydı. Bunun üzerine, plak şirketine telefon açıp çok kanallı stüdyoya geçmek istediklerini söyledi. Fakat ne yazık ki, plak şirketinin patronu tatildeydi, döndüğünde de Anthony Newley Joan Collins’le Amerika’ya gitmişti, o yüzden proje gerçekleşemeden kaldı.

Ziwzeh Ziwzeh Oooh Oooh Oooh adlı görsel bir parçan var …

Ah, ona tapıyorum!

Ne için kullanılmıştı?

Televizyon için yapılmış bir bilimkurgu filmi içindi. Müziği tüm program için yapmıştım. Muhtemelen 60’ların ortasıydı ve bir tiyatro eserine aitti, yeni bir dine inanmaya başlayan büyük patron robot ve onun başrahibe benzemesi, sonra da diğer tüm robotların bu ilahiyi ona söylemesi gibi bir dramaydı.

Nasıl robotlardı bunlar?

Ah, bilmiyorum. Filmi hiç izlemedim. Elimde olan tek şey sözlerdi. Oyunculara bunlarla şarkı söylettim. şöyle diyorlardı, “Efendimize şükürler olsun, onun aklına ve …. aklına ve şanına.” falan … Kaydı önce tersine çevirdim, tersten çalınca kulağa en iyi gelen ve bir ritme oturan ses parçacıklarını seçip seslerin hızlarını değiştirdim. Sonra, bir bilim ve sağlık programından çocuklar için çok şehvetli olduğu gerekçesiyle geri çevrilen parçayı tekrar eden bu ölçüyü kullandım. Bilim programı gibi bir şeydi, aslında seks hakkındaydı ama başka bir ad altında. Bu da yapımcıyı sinirlendirdi, parçayı çok şehvetli bulduğunu söyleyerek geri çevirdi. Elektronik plakçalarla yaptışım burundan konuşmalardı ve sadece bir nota kullanmıştım, sonra üzerinde minik kaydırmalar yaptım, yükseklik alçaklık ayarlarını yaptım, en sonunda da işledim. Yalnız, ‘Ooh-ooh-ooh’ benim sesim değil, bir wobbulator’[2]dü, yalnızca wobbulator. Dalga alanları yaratan bir deney aygıtı parçası.

Peter Zinovieff ile birkaç seneden beri arkadaştınız ve stüdyosunu senin dairenin üst katına açmıştı, bilgisayarlarla uğraşıyordu, senin bilgisayarları ilk keşfettiğin zamanlardan biriydi bu. Peki, Stockhausen’u (avangard besteci) Peter Zinovieff ile sen tanıştırmıştın, değil mi?

Ah, ben herkesi bir araya getirirdim! Bir keresinde Pink Floyd’u taksiye almıştım.

Brian Jones da bir gün seni Workshop’da ziyaret etmişti, değil mi?

Ah, evet rahmetli Brian Jones.

Rahmetli Brian Jones. Ne güzel dedin.

Şey, çevremdeki herkes ölüyor. Bense hala buradayım, her şeye rağmen …

Elbette rahmetli Delia Derbyshire değilsin.

Öldüğünü duyduğumda bulaşıkların içine ağlamıştım.

Bulaşıkların içine mi ağladın?

Bulaşık yıkadığım günlerde. Minimalist yaşam tarzım o kadar mükemmelleşti ki artık bulaşık yıkamaya ihtiyacım yok. Ama şunun içine ağlayabilirim…

Soğanın.

Elimdeki kesik soğanın, evet.

Pekâla, o dönemlerde insanları yaptığın işle ve birbirleriyle tanıştırma konusunda oldukça önemli bir yerde duruyordun sanırım. Ana akım müzikte elektronik sesleri ilk kullanan gruplardan biri Pink Floyd ‘tu. Hatta Mick Jagger bir Moog sentezleyicisi edinmişti. Tüm bu dönemin tamamının henüz iyi bir belgeseli çekilmiş değil. İlginç bir dönem … bir tür çapraz döllenme. Sen de bir şekilde içindeydin ve birilerine yeni bir şeyler gösteriyordun.

Bu doğru, evet. Bildiğim her şeyi birileriyle paylaşma konusunda her zaman çok cömerttim. Gelgelelim, bazıları kendilerinden küçük bir ada yaptı. Hem çalışmaları hem de teknikleri konusunda çok kapalı kutuydular … bense hep çok cömerttim.

Bir süre Yoko Ono’yla beraber çalıştın. Nasıl bir çalışmaydı bu?

Evet, Yoko için bir film müziği yaptım. O zamanlar bende kalıyordu.

1966 falan olmalı.

Hayır, ondan daha sonra. 67 ya da 68 olabilir. Yoko’nun John Lennon’la tanıştığı sıralarda. Çünkü şurdan hatırlıyorum, halının üzerinde çılgınca eğlendiğimiz zamanlardı, inanılmazdı, tanrım! Ve evet Bottoms filmini yaptı. Trafalgar Meydanı’ndaki aslan heykellerini ambalajladığı bir happeningdi. Bir de Peter Hall’un ilk uzun metrajlı filmi Work is a Four Letter Word için bir film müziği yaptım. Müziğin elektronik kısmı bana aitti … sihirli mantarları yerlerken devreye giren olağan dışı hit parçalar.

Saykodelik senaryo müzikleri yaptın! Peki, Radiophonic Workshop’tan sonra ne yaptın?

[güler] Birçok alanda isim yaptım …

Bir çok işte çalıştın ve hiçbiri müzikle ilgili değildi …

Evet, “gelmiş geçmiş en iyi boru hattı, radyo operatörü”ydüm. 1970’lerin ortasında British Gas ülkeyi katederken, aslında hiç istemediğim bir sertifika. Sonra ilk Çinli soyut sanatçıların bir üyesiyle tanıştım ve beraber yaşadık, rahmetli Li Yuan Chia ile.

O halde, seninle ne zamandır tanışıyoruz?

Eylül 1998’de tanışmıştık.

Sana müzikten ilk bahsetmeye başladığım zamanlar, müzik bilgin geçmişinden bir şeymiş gibi gelmiyordu. Ses ve müziğe dair oldukça kuvvetli fikirlerin var gibi bir izlenim edinmiştim, yeniden müzik yapmak istemen konusunda da.

Tutkuluyum!

Şu an üzerine çalıştığın müzikte 35 yıl öncesinde ürettiklerine ait çok sayıda şey duyuyorum.

Evet.

Hemen hemen aynı arayış içinde olduğunu düşünüyor musun?

Soyut sesler yaratmaya düşkünüm. Bu artık içime derinden işlemiş fiziksel bir tutku.

Müzik festivali de yapmayı düşünüyoruz. Kısaltmamız neydi, Delia? ÇEMS’ti, değil mi?

Hayır, ÇESMS. Çok algılı Elektronik Ses, Müzik ve Sanat. Bu adı kullanıyoruz çünkü Bunun nedeni, insanlar elektronik ses ve elektronik müzik arasındaki ayrımı keskin çizgiyle ayırabilmeli. Ve bunu hem ışıkla hem de fiziksel vibrasyon da dahil olmak üzere her türden vibrasyonla ilişkilendirmek istiyoruz. Ses, ışık, hareket ve heykel arasındaki bağlantı …

İnsanlara gün boyu süren ya da her iki deneyimde bir geçmişin, şimdinin ve umarım ki geleceğin de elektronik müziğinden seçimler yapılabilmesini sağlayacak bir festival. Delia’nın da içinde olduğu ve tape splicing[3] de dahil bir çok tekniği göstereceği çeşitli workshop’lar düzenlemeyi düşünüyoruz.

Ve joystick’li VCS3 workshop’u.

Ve theremin gibi çok basit şeyler. Theremin’i deneyebilecek insanlar için …bir çok çocuk için büyük iş olacak. En iyi özetleyen şey de, elektronik müzik olmasının dışında, interaktif olması. İnsanların yeni bir şeyler deneyebilmesine ve onun keyfini çıkarabilmesine bayılıyoruz.

Ve titreşimli yatağa uzanmaya!

Sesleri mümkün olduğunca farklı biçimlerde deneyimlemeye ve çeşitli öncü ses heykeltraşlarının yarattığı sıradığı ses kontrolcülerinin ve performanslarının yarattığı keyfi yaşamaya ….

… ve koklamaya fiber optik çiçekleri.

————

(1) “Depth Sounding”. Ses yankısının derinliğini ölçme.

[2]“Wobbulator” . Belirli bir frekans aralığını belirli bir süre içerisinde tarayıp üreten, genelde radyo alıcılarındaki frekans filtre bobinlerinin ayarlanmasında kullanılan bir çeşit sinyal jeneratörü.

(3) “Tape splicing”. Teyp bandını fiziki olarak kesme işi. Günümüzde bilgisayarlarda sayısal ses dosyaları üzerinde kolaylıkla gerçekleştirilmektedir. Bantı fiziki olarak kestikten sonra “undo” şansı yoktur ancak dijtal sistemlerde bir veya bir kaç adım geriye dönmek çok kolaydır. Bunun yanı sıra, analog sistemlerde bantları kesip, kesilmiş bölümlerin yerlerini değiştirmek mümkündür ancak bir bölüm birden fazla defa kullanılmak istenildiğinde, oluşacak jenerasyon kaybını göze alarak o bölümü bir başka banta veya bantlara kaydetmek gerekir.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s