Som Bahçem / Neva Tezcan Topuz

“Ve kocaman bir bahçe ki oyundan büyük.
Harfler kadar yabancı ve çirkin çocuklar.”

Fazıl Hüsnü Dağlarca’ nın sözünü ettiği bahçe, som bahçem değil elbette, çünkü som bahçem, içinde yabancı ve çirkin çocukları değil, anlamsız ve çirkin kelimeleri barındırıyor. Kendi başlarına anlamları ve dille uyumlu bir mantıkları olmadığı için, hatırlanması güç olan bir kısım kelimeyi hatırlamak adına uydurulmuş bu zavallı kavramı ben de az önce öğrendim. “Som bahçem”, Türk Dil Kurumu’ nun deyişiyle “ki” bağlacının kalıplaşmış oldukları için bitişik yazıldıkları kelimelerin baş harflerinden oluşturulmuş karanlık bir bahçe. İçerisinde “sanki”, “oysaki”, “mademki”, “belki”, “halbuki”, “çünkü”, “eğerki” ve “meğerki” var.

Arada geçen “sanki”, “belki”, “halbuki”, “çünkü” kelimelerini referans göstererek, hiç de kalıplaşmamış, sadece “ki bağlacı” nın bir gramer kuralı olarak ayrı yazıldığını bilmeyen kişi veya kişilerce bitişik yazılmakta olan zavallı “oysa”, “madem”, “eğer” ve “meğer” e de bitiştirmişler “ki” yi. Oysa ki kalıplaşmış sayılabilecek olan “çünkü”, “sanki” gibi kelimelerde “ki”, kendisinden önce gelen kelimeyi değiştirir, ayrı bir anlam verir. Şöyle ki, “sanki” kelimesini kullanırken karşımızda biri var ve ondan sanmasını istiyor değiliz artık. “Sanki” kelimesi Türk Dil Kurumu kurulmadan çok önce koparmıştır, “sanmak” kelimesiyle bağını. Aynı bağını koparış ve farklı anlama gelme “çünkü” ile “için”, “belki” ile “belli” ve “halbuki” ile “hal” – “bu” arasında da vardır. Bu kelimeler edatlaşmışlardır. Halbuki, “oysa”, “madem”, “eğer” ve “meğer” tek başlarına edattırlar zaten; “ki” bağlacı ile pekiştirilmeleri de tercihe bağlıdır, ama bu edatları “ki” ile pekiştirirken “ki” yi bitiştirip, başka kelimelerde ayırmak, uzun vadede “ki” bağlacını her şeye bitiştirme eğilimi gösteren kitlenin galibiyetine sebebiyet verecek ve “ki” nin kendisinden önce gelen her kelimeye bir daha ayrılmamak üzere bitişmesine müteakip, “de” bağlacının da kalıplaşması, dilde geri dönüşü olmayacak bir yozlaşmayı tetikleyecektir.

Kaldı ki, “oysaki” nin bir Japon kız çocuğu edasıyla birleştiği yerde, “kalmak” la alakasını uzundur kesmiş bulunan “kaldı ki” halen ayrı yazılmaktadır (yanlış anlaşılma olmasın, “kaldı ki” nin birleştirilmesini savunmuyorum, ama kalıplaşmadan söz ediyorsak, bu tür bir birleşmeye ses çıkarma şansımız olmayacaktı). Buradan da şunu anlıyoruz, “oysaki”, “meğerki”, “eğerki” ve “mademki” nin yaratıcılarının kalıplaşma olarak kabul ettikleri şey “çünkü”, “sanki”, “belki” ve “halbuki” de olduğu türden anlam kaymasından kaynaklanan bir kalıplaşma değil, “ki” bağlacını ayrı yazamayan dimağların “yanlış yazıp duracaklarına, hatalarının genelleştirilmesi ve herkesin yanlış yazıma davet edilmesi” dir.

“Ki” bağlacının bu şekilde kelimelere bitiştirilmesini destekleyen TDK, başta beni çok da şaşırtmadı. Bunu yapan kişilerin, yani TDK yönetiminin, bir üniversitenin Türk Dili Edebiyatı bölümünden hasbelkader mezun olmuş, KPSS ile bulundukları pozisyona atanmış olduklarını düşündüm zira. Sonra TDK’ nın internet sitesini inceleyince acı gerçeği fark ettim: TDK, hiç de KPSS ile memur almıyormuş, TDK üyelerinin atamaları da kendileri gibi ilginç ve çetrefilliymiş; bir ucundan “oysa” yı, bir ucundan “ki” yi tutup birbirine eklemeye çalışanlar, Türk Dili’ ne gerçekten mantık olarak hakim zannedilebilecek, akademik geçmişlerinde hayli başarılı görünen, aslında kendilerinden “oysa” nın sonundaki “ki” yi bitiştirmekte ısrarcı lisans öğrencilerini mezun etmemelerini bekleyeceğim akademisyenlermiş.

İnsan, diliyle düşünür, “klasik mantık” dediğimiz, dili kullanarak yapılan çıkarımlardan oluşur. Bizler bu kültürün çocukları olarak Türkçe düşünüyoruz, bizim düşünme yetimizi ve akıl yürütme melekemizi elimizden alma hakkına kimse sahip değil. Yıllar önce galat-ı meşhur olarak yine sayın Akalın’ ın yönetimindeki TDK’ nın yazım kılavuzuna eklediği “cinnet getirmek” tabirini dün gece televizyonda haberlerde duydum. Dilin mantığını öğrenememiş insanların hatalarını sözlüğe eklemeye devam eden TDK’ ya, uyguladıkları mantık uyarınca gayet kalıplaşmış olan “püskevit”, “bilenzik”, “kirbit”, “şemşiye”, “tiskinmek”, “herkez” ve “palyanço” yu da kelime hazinelerine katmalarını öneriyorum. Zira ben ve benim gibi hayatını dilini ve düşüncelerini kullanarak sürdüren insanların, artık onların yeni nesil “göbeğini kaşıyan” Türkçeleri’ yle işimiz kalmadı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s