Genişleyen Evren: Laure Spiegel Söyleşisi

Laurie Spiegel

Shimer Koleji’nden Prof. Barbara Stone’un Laurie Spiegel ile 23 Kasım 2003’te gerçekleştirdiği röportajın tamamıdır.

Seri Editörü & Çeviri: Nalan Kurunç

 ***

B (Barbara): Beste yapma ve müzik icra etme geçmişin ne zamana uzanıyor?

L (Laurie): Litvanya’lı büyük annem mandolin çalardı, yaklaşık 9 yaşımdayken bana bir mandolin vermişti. Küçükken plastik bir ukelelem vardı fakat ben o tüm çocukluğu boyunca müzik çalışan çocuklardan değildim. Tek yaptığım, müzik enstrümanlarıyla düşüp kalkmaktı. Doğaçlamalar yapar, aklımdan bir şeyler uydururdum. Sadece müziği hep sevdim. Kardeşimle birlikte 6 saate yakın piyano dersi aldık, ama babamızın migren ağrıları vardı ve çocuklarının egzersizlerini ve yanlış notalarını duymaya katlanamıyordu. Kısacası, müzik çalışmak evimize göre değildi. On dört yaşımdayken tek tük işlerden para biriktirdim ve gitar aldım, sonra da banjo.

Bir üniversite düşünme vaktim geldiğimde, lisedeki herkes bana “büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye sormuştu. “Müzik. En çok müziği seviyorum.” dediğimde hepsi “Hayır. Bunun için çok geç. Daha önce müzik çalışmadın. Müzik, yalnızca ona daha erken yaşlarda başlayanlar içindir” dedi. Bu yüzden, müziği çok seven ama ilerde akademik entelektüel ya da yazar olacak bir müzik amatörü olmayı kabullendim.

Shimer’deyken kendi kendime, yapacağım müzik parçalarını yazabilecek kadar notasyon öğrenmeyi denemeye başladım, bu sayede parçaları unutmayacaktım. İngiltere’deyken, 66-7’ yılları arasında, Oxford Shimer programından sonra bir yıl daha eğitime devam etmeye karar verdim ve özel dersler aldım; teori, kontrpuan, beste ve klasik gitar. Artık tüm telli enstrümanları çalabiliyordum. Shimer ’de müzik yapmayı sevmiştim, sonradan başkalarının da yaptığı gibi, umarım şimdi de yapıyorlardır.

Bir gün, yaptığım müzikleri unutmamak için onları yazmayı denediğim bir esnada, aynı evi paylaştığım üç Oxford öğrencisinden biri şöyle demişti, “Bilirsin, buna ‘beste yapma’ diyorlar.” Hiçbir zaman aslında beste yaptığımı düşünecek kadar küstah değildim, ama tanım itibariyle galiba beste yapıyordum. Bir gün Londra’da yaşayan hem bir gitarist hem de bir besteci olan Jack (John. W.) Duarte ile konuştum, beni öğrencisi olarak kabul etti. “Şey, bilirsin, beste yapmak bir sır değildir. Gitar egzersizi yapman gibi bir pratik meselesidir ve müzik bestelemeyi öğrenmek istiyorsan, her gün bir şeyler yazmalısın. Çöpe atsan bile…” dedi.

B: Nasıl müzik besteliyorsun? Önce duyuyor musun? Yazıyor musun?

S: İleri geri yürüyorum. Müzikte genelde iki tür yaklaşım olduğunu söylerler, Stravinsky ve Schoenberg. Schoenberg sessiz bir odada bir enstrüman olmadan, bir piyano olmadan otururdu ve aklından, yerleşmiş fikirlerinden, hayal gücünden ve zihninden beslenerek sessizlikte eserler yazar, çaldığını çok sonra dinlerdi. Öte yandan, Stravinsky, piyanonun başına geçer, bir şeyler çalmaya başlar, yanlış notayı bulur, kılavuzluk eden ve temel olarak sesle beraber iş gören bu yanlış notayı bulduğu için heyecanlanırdı. Ben her ikisini de yapıyorum ama ikincisine daha yakınım. Elime bir enstrüman alırım ya da elektronik seslerle düşüp kalkmaya başlarım. Son derece doğaçlamacıyım ve hep de öyle olmuşumdur. Ayrıca, çok sayıda hazırlık çalışması yaparım, bazen parçanın tamamını bir bilgisayar programına yazarım, bu sayede sesle gerçek zamanlı, canlı bir etkileşim kurabilir ve sesin beni nereye götürdüğünü görebilirim. Bazen, Kepler’in “Harmony of the Planets”ini icra etmek gibi tamamen eski bir şey yaparım ya da bir ”sequence”i (şarap ve ekmek ayini kutlamasında Hristiyan mezhepleri tarafından söylenen şarkı ya da ilahi) müziğe dönüştürüm, ama ağırlıklı olarak doğaçlamacıyım. Daha önce çalıp çalmadığım önemli değil, ama içinde beni daha fazla sese sürükleyen, ardından, gittiği yeri takip edeceğim sesler bulamadığım neredeyse hiçbir enstrümanı elime almam. İnsanların, bazı ruhların onları ele geçirdiğini, kendilerinin ortaya çıkan işin yalnızca bir aracı olduğunu söylediği, aktif ve pasifin tuhaf bir kombinasyonu bu, aslında sadece bilinmeyen bir zihinsel süreçten ibaret olsa da. Londra’da yaşayan Jack Duarte bir keresinde beste yapmayı “kötü kısımları edit etme durumunda yavaşlayan doğaçlama.” olarak tanımlamıştı. Aynı şeyi iki kez yapmayı hiç sevmemişimdir. Etkili bir formül bulup sonra da ona uyan biri değilim. Haritanın dışında davranan biriyim.

B: Bununla kastettiğin nedir? Eğer biri plağa Mozart koysaydı, çalınan eser olasılıkla ya Mozart olarak tanınacaktı ya da aynı dönemden başka biri. Bunu bir imza ya da kişisel stile benzer bir şey olarak görüyorum.

S: Her zaman belirli bir kişisel bir stilim olduğunu söylemişlerdir, ama ben kendimi öyle görmüyorum. Downland tarzında bir Rönesans eseri yazabilirim ya da kontrpuantal motetler yazabilirim, neredeyse unpitched (örn. büyük davul sesi) elektronik sesler kullanabilirim, sadece dokular ve yoğunluklar kullanabilirim, ama yine de hepsinin benim işlerime benzediğini söylüyorlar. Tanınmış bir stil olarak düşünebileceğimiz şey, Shannon’un Bilgi Kuramı terimleri (çok severim) içerisinden düşünülebilir, örneğin, ne sıklıkta değişiklik yaptığınız; ne derece yeni bilginin ortaya konulduğu; zirvelere çıkaran değişim sıklığındaki kıvrımlar; tını, ses yüksekliği ve perdenin birbirleriyle ilişkilenerek nasıl değişim gösterdikleri ve tüm bunların duyusal ve bilişsel bir süreç düzeyinde gerçekleşmesi. Bach’ı her duyduğunuzda, Bach’ı tanıyabilirsiniz. Bu, değişim hızları, paralel işleme derecesiyle ilgili ve elbette ki, Bach aynı anda hem duygusal hem düşünsel hem duyusal hem de sembolik-ilişkisel düzeylerde bütünüyle etkin olmak gibi inanılmaz bir yeteneğe sahip. Bach, idollerimden biri.

B: Sen de Bach’ın tarzında bir partisyon kullanıyor musun?

S: Bach kendi çağında bir gelenekçiydi. Geleneksel müzik, benim birçok müzisyene göre daha çok sorun yaşadığım bir konuydu, çünkü müziğe geç başlamıştım ve geleneksel müzik becerilerinden yoksundum; yazabildiklerim hayal gücümde oluşan şeylere yetişemiyordu. Bu, zamanla gelişen müzik, video, film ya da başka herhangi bir sanat dalı gibi güncel medyanın temel sorunu. Zihniniz yazdığınız şeyin ötesine geçerken bir şeyler yazmak çok kötü. Fakat müzikte, ne kadar hızlı yazarsanız yazın, onun ötesine geçen çok sayıda paralel bilgi akışına sahip olabilirsiniz. Bilgisayarların sağladığı şeylerden biri de ki onlara bulaşmamın nedenlerinden biri bu, bilgisayarlar sadece sembolik bir notasyonla çalışmaktan öte doğrudan seslerle çalışmanıza olanak tanıyorlar. Müzik yapmak için bilgisayar kullanmaya 1973 yılında başladım, dijital olarak sentezlenmiş seslerle gerçek zamanlı etkileşim kurulabilmesinden önce. Bu Apple II bilgisayarlar kuşağından epey önceye denk geliyor.

Beste yaparken, otomatikleştirilemeyecek sürecin boyutlarına odaklanmak konusunda daha serbest olmak için, kendi karar-verme süreçlerime ilgili yapabildiğim her şeyi otomatikleştirmek istediğimi düşündüm. Örneğin, bir algoritma (mantıksal işlem) kodlayabilirsiniz, bu, iki ses kanalı arasında eşit bir stereo dengesini aşağı yukarı nasıl elde ettiğinizi gösterir. Her zaman geri dönüp sonradan sonucu edit edebilirsiniz, ama stereo dengelemeyi görevlendirmişsinizdir. Böylece artık, kolayca otomatikleştiremediğiniz cümleleme ve ses perdesini ayarlama işlerine ve diğer her şeye odaklanabilirsiniz. Neticede, bilgisayar edinmemin asıl nedeni, dört sesli bir armonideki tüm notalarla ilgilenmekti. Bu tür bilgisayar programlarını “akıllı enstrümanlar” olarak adlandırmaya başladık, Mac programım “Music Mouse” da buna bir örnek.

Bilgisayarlarla çalışmaya 70’lerin başında Bell Laboratuvarları’nda başladım çünkü müziğe dair daha çok şey bilmem gerektiğini hissetmiştim, Bell Telefon Laboratuvarları için çalışan, Akustik Araştırmaları direktörü Max Mathews’in laboratuvarında çalışabildiğim için de yeterince şanslıydım. Max Mathews müthiş ve zeki bir adam. Akıllı enstrümanları, içlerinde bulunan performans bilgisi ile dışarı çıkan ses bilgisi arasındaki birebir orandan daha iyi hale getirdi. Bu da, müzikal sesi kontrol etmek için nispeten az miktarda görece güçlü değişkenlerin ayıklanmasıyla yapılan bir şey. Geleneksel besteleme, tersine, zilyonlarca zayıf değişken konusunda karar vermeyi içerir: A notasının perdesi, sonra C, sonra E. Akıllı enstrümanlarda, bunun yerine, öyle bir ayar yapılabiliyor ki, A minör akorundan, gelecek yirmi nota kendi frekanslarına sahip olur ve hangi düzende olduklarıyla ilgilenmiyorum. Dolayısıyla, şu anda gelecek yirmi notayı bu armoniyle örten bir müzik bulutum var ve melodiye, ritme ya da tınıya odaklanabiliyorum…

B: Geleneksel tarzda basılı bir partisyonla, CD’lerindeki müzikler arasındaki ilişki nedir?

S: Bir oyunla roman arasındaki farka benziyor. Oyun, bir grup insan tarafından esere uygun bir biçimde deneyimlediği, gerçekleştirilmesi, performe edilmesi gereken bir dizi açıklamadır. Romansa sadece kişisel bir zihin gerektirir, böylece sesleri, diyaloğu ve diğer her şeyi hayal edersiniz. Ses kaydının yapılabildiği günlerden önce müzik kaydedebilmenin tek yolu, başkalarının icra edip sese dönüştürebilmesi için bir dizi açıklama yazmaktı. Artık sesi bir başkasının yeniden çalması için kaydedebiliyorsunuz. Hâlâ kâğıda müzik yazıyorum çünkü kendi kendine müzik yapmak müthiş bir his. Dinleyici önünde gerçekleştirilen konser performansları için virtüöz eserlerinden ziyade, yalnızca icracının evde çalması için düşünülmüş müzik eserleri yazmayı tercih ediyorum. Konserler müthiş deneyimler olsa da, gerek bir CD kaydına gerekse gitarla, sadece çalmak, sonra da yaptığım şeyi duymak için yalnızken müzik yapmak benim için çok önemli. Sadece öyle oturup bir enstrümanda partisyon okumayı seviyorum. Zaman bulabildiğimde bunu saatlerce yapabilirim.

Teknolojiyi bir dereceye kadar kullanmayı öğrendim çünkü teknolojiyi deli gibi seviyorum, teknoloji bundan başka, klasik müzik eğitimim olmadığından bu açığı kapatmak için zekâmı ve aklımı kullanmamı sağlıyor. Beni öyle bir noktaya getiriyor ki, hem müzik kayıtları üretebiliyor hem de nispeten kısa bir zamanda soundtrackler yaparak iş bulmamı sağlıyor. Başlangıçta kâğıda müzik yazarak beste yapmayı öğrendim ki bunlar hiç dinlemeyeceğim eserlerdi. Teknolojiyi kullanarak eserlerimi sese dönüştürebildiğimde daha hızlı öğrenmeye başladım çünkü doğrudan işitsel geri bildirim alıyordum.

Elektronik müziğe başlamamın bir diğer nedeni de, plaklarımı karıştırıp durmamdı, bir türlü dinlemek istediklerimi bulamıyordum. O nedenle müzikleri kendim yapmalıydım. Her zaman kendi kendine üreten biri olmuşumdur ve bazı müzikleri bulmak, yapmaktan daha kolaydı. Bir restoranta gitmektense, mutfağa gidip yemek yapmak gibi bir şey. Seslere gerçekten aşığım. Sesler inanılmaz.

Beste yapma meselesine geri dönersek, ona bakmanın başka bir biçimi daha var; şu müthiş küçük dikotonomiler: eklemeli ve onun karşısında eksiltmeli. Geleneksel müzik eklemeli sürecin ürünüdür. Bir nota yazarsınız, sonra bir diğeri ve diğeri, sonra da ona karşı başka bir sesi koyarsınız. Bir ümit büyük bir deneyimin bütünü haline gelecek çok sayıda küçük, ufak kısımlar eklersiniz. Bilgisayarlardan önce analog sentezleyiciler ile çalıştığımdan beri, daha çok eksiltmeli sürece meyilliyim. Çok sayıda farklı düzeylerde büyük, şiddetli, derin ve zengin dokular programlamak istiyorum, sonra da lanet filtrelerle ve zayıflatıcılarla yontacağım. Daha çok, geniş bir mermer bloğuyla Michelangelo heykelinin içinde çalışan iş başındaki bir heykeltıraş gibi.

B: Peki, Bell Laboratuvarlarında çalıştığın zamanlardan bu yana teknoloji nasıl değişti?

S: Yeni teknolojiyle beraber öncelikle muazzam miktarda yeni kavramsal ve akustik perspektif gelişti. Bu perspektifler günden güne ticarileştikçe ve ürün odaklı hale geldikçe daha da sıradanlaştılar. Artık, bir müzik bestesinin, kaset kaydının ya da farklı eklemeli süreç modellerinin bir benzerini yapmak için bilgisayar kullanmak herkes için sıradan bir şey haline geldi. Bu modeller belirli bir dereceye kadar gelişti, yeni tekniklerle melezleştirildi ancak yaygın olanları daha eski metotlara geri döndü. Bunu yapmaya başlarken, hemen hemen her şeyin yanlış gitmesi neredeyse kaçınılmazdı çünkü herkes her şeyi henüz ilk kez yapıyordu. Sanatçılar için gerekli araçlar yapan tek bir yazılım mühendisi yoktu. Sanatçılar, yaratmak için tek çareleri olan vizyonlarını gerçekleştirmek adına ihtiyaç duydukları araçları yapmak için yeni teknolojiyi kendi kendilerine öğrenmeye çalışıyorlardı. Bu çalışmalara ilk başladığım zamanlar, yeni araçların amacı tamamen, sadece işten tasarruf sağlamak ya da eski yöntemlere hız kazandırmak değil, aynı zamanda yeni materyallerle, yeni yöntemlerle çalışmaktı.

Yaratıcılık açısından en kötü dönemlerimden biri, yedi yıl boyunca Bell Laboratuvarı’nda çalıştığım zamana denk geliyor; çalıştığım bilgisayarları yenileriyle değiştirmişlerdi ve bu bilgisayarlar eski bilgisayarımla aynı şeyleri yapamıyordu. Bilgisayar üzerinde programlı bir zamanınız oldukça size gerçek zamanlı ses üretebilme olanağı sağlayan tamamen kendinize ait bir bilgisayar yerine, yeni zaman-paylaşım sistemi, tüm eşzamanlı kullanıcılar arasında kendini değiş-tokuş ettiriyordu. Yazdığım tüm yazılımlar eskiydi ve gerekli araçlardan yoksundum. Çoğunlukla, henüz dinlemediğim notaları kâğıda yeniden yazmakla geçirdiğim bir dönemden sonra bir Apple II aldım ve ben de kişisel bilgisayar devrimine katılmış oldum, müthiş bir zamandı. 70’lerin sonuna denk gelen bu dönem heyecan verici ve keyifliydi, çok sayıda fikir paylaşımı da yapılıyordu, bir yandan bu dönemde ihtiyacım olan araçlara sahip olamadığım da olmuştu.

B: Stüdyona bakıyorum da, çok sayıda elektronik ekipman var ama gözüme en çok çarpan, telli çalgıların sayısı.

S: Telli çalgıları seviyorum. Bir enstrümanı eline alıp ona dokunmak, karşılığında da bir ses duymak gibisi yok. Hemen hemen her gün en az bir ya da iki farklı enstrümanla bir şeyler çalarım. Enstrümanları gerçekten seviyorum. Vitamin gibiler. Fakat sonradan benim de dâhil olduğum büyük bir devrim gerçekleşti, yeni teknoloji müziğe uygulandı. İlk başlarda, elektronik teknolojinin müzikte kullanılmasına karşı çok sayıda direnç gösterildi. Çünkü o zamanlar bilgisayarların müziği bütünüyle insansızlaştıracağı düşünülüyordu. Ellilerden ve altmışların başından bilgisayarlara ait bilimkurgusal görseller alıyorlardı, bilgisayarların yalnızca devlete, orduya ait olması ve de bir baskı gücü olması gibi çağrışımların olduğu bir dönemdi (kişisel bilgisayarlardan önceydi). Bu devrim artık sona erdi, bundan sonra yaratıcı bir sanat çalışması için elektronik teknolojiyi neden kullandığınızı açıklamak yerine, elektronik teknolojiyi neden kullanmadığınızı açıklanmak zorunda kalacaksınız. Sorun şu ki, artık herkes tüm sanatlarda bilgisayar kullanıyor ve bunu öyle bir yapıyor ki, beni yeniden gitar ve banjo çalmaktan kurtarıyor.

B: Shimer’e nasıl geldiğine dair bir şeyler söyleyebilir misin?

S: Bu zamana kadar başıma gelmiş en iyi şey belki de, Chicago Tribününde bulduğum kısa bir yazıydı, liseyi bitirmeden de Shimer’e gidilebileceği yazıyordu. Gözümü karartıp evden kaçtım. Shimer ’in, insanların fikirlere gerçekten önem verdiği ve ilgiyle çalıştıkları bir yer olduğunu gördüm, sadece lisedeki gibi yüzeysel şeylerle ilgilenmiyorlardı. Altmışlı yılların başında her şey çok tutucuydu; kızlardan makyaj yapmaları, giyinip kuşanmaları, en iyi takımın futbol oyuncularıyla flört etmeleri, onlarla evlenmeleri, sonrasında da mutlu bir şekilde yaşamaları bekleniyordu. Bense tam tersine sanata, politikaya, felsefeye, edebiyata tutkundum, sürekli okuyor, yeni bir şeyler icat edip üretiyor, resim yapıyor, yazıyor ve gitar çalıyordum. Lisedeyken bizden bekledikleri yaşama uymuyordum, bu nedenle Shimer tam bana göre bir yerdi. İlk defa bu dünyada kendime göre bir yer olduğunu hissetmiştim, gerçekten adeta ait olduğum yerdi.

B: Shimer ‘de hiç müzik yaptın mı?

S: Çok fazla gitar ve banjo çaldım.

B: Peki, başkalarıyla çalar mıydın?

S: Çok sık değil. Birileriyle doğaçlama yapmayı hep sevmişimdir ama yapımdan dolayı, aynı şeyi ikinci kez aynı tarzda çalamıyor gibiydim. İçimdeki doğaçlamacı hep aniden yola çıkıp, benim yolumda koşmayı istiyor. Neredeyse hiçbir müzik eserini ezberlemek konusunda kendimi disipline edememişimdir. Sadece partisyon okumayı seviyorum, sonra bir sonrakini okumaya devam etmeyi ya da doğaçlama yapmayı seviyorum.

B: Bir konsere hazırlanmaktan tamamen farklı bir yaklaşım, değil mi?

S: Evet, tamamen farklı bir zihniyet. Bu zamana kadar müzikte hiç tekrarlar yapmak istemedim. Her zaman bir diziyi ya da armoniyi değiştirmek istedim ya da önceden karar verilmiş bir şeyi mükemmelleştirmek yerine onun benzerini yapmak ya da riff çalmak, ama başkalarıyla çalmayı seviyorum, halen de ara sıra yaparım.

B: Çok sayıda performans yaptığın bir dönem oldu mu?

S: Yetmişlerin başında resmi olarak müzik çalışmaya başladığım ilk zamanlar, bir uda sahip olduğum zaman. Jakoben intikam trajedileri ve Elizabeth oyunları için sahne lavtacılığını bırakmıştım. Hatta bir keresinde Alice Tully Hall’de klasik gitar çaldım. Bir de, “downtown” deneysel müzik sahnesinde çok sayıda sergi konserleri verdim. Ama hep son derece gergin hissettim. Konserden önceki gece hiç uyuyamazdım. Beste yapmak performansa göre daha bir “ben” di. Özel bir şeydi.

B: Aslında Chicagolusun. New York’a nasıl geldin?

S: New York, Atlantik’te boğulmadan varabileceğim, Chicago ve İngiltere arasına göre neredeyse yarı yol mesafesinde daha yakındı. Ayrıca, New York dünyanın bilgi merkezi olmak üzere, sanat dünyası da enformatik medya haline geliyor. Camdan dışarı bakıp yanan diğer ışıkları görebildiğim, diğer birçok insanın da uyanık olduğunu bildiğim, tüm gece çalışabildiğim yerlerde olmayı gerçekten seviyorum. Oxford’dan buraya geldiğimde çalıştığım işler sadece şöyle bir şeydi “Ne kadar hızlı yazabilirsin?” Şöyle düşünmüştüm, “Saçma. Neden bir yıl boyunca müziğe şans vermiyorum?” Şans verdim ve yılın sonunda, bir kolejde (community college) müzik eğitmenliğine başladım, aynı zamanda kısa soundtrackler yapıp, şehirde performanslar gerçekleştiriyordum. Geçimimi fiilen müzik yaparak sağlıyordum. Adeta inanılmazdı.

New York’taki ilk dairemin (aylığı kırk altı dolardı -“Doğu Köyü” olmadan önce Aşağı Doğu Yakasındaydı) altında, bodrum katında bir grup, caz provaları yapardı. İçlerinden biri bir gün, herkesin Julliard’ın ek-açık bölümünden dersler alabileceğini söyledi, başarılı olunduğu takdirde de düzenli olarak bölüm derslerine izin vermekle yükümlü olduklarını. Bunun üzerine Julliard’a gittim ve mükemmel bir kulak eğitimine başladım, diğer eğitimlere de, çünkü zaten oldukça iyi bir kulağım vardı, ikinci dönemle birlikte dört bölümden oluşan dikte dersleri alıyordum. Sonunda da kompozisyon master derecemi aldım. Bu, o zamana kadar kadınlar için oldukça sıra dışı bir durumdu.

Bunun size şunu ifade etmeli; yapmak istediğiniz şeyi yapamayacağınızı söyleyen birine asla hiçbir şeyden bahsetmeyin. İnsanlar yalnızca daha önce ne yapıldığını söyleyebilir ama ne yapılabileceğini söyleyemez çünkü mümkün olan, daha önceden yapılmamış olan her şeyi kapsar. Her zaman bir istisna olabilirsiniz. Bir şey yapmak istiyorsanız, sadece devam edin. Başlamadan da vazgeçmeyin. Bunu yapmasaydım, sevdiğim ve tüm yetişkinliğim boyunca yaptığım müziğe başlayamazdım. Yine de, “besteciyim” derken kendimi tamamen rahat hissetmiyorum çünkü besteci olmanın, 19. Yüzyıla götüren korkunç ölü beyaz erkek çağrışımları var. Ama aslında yaptığım şey, beste.

B: Shimerli birkaç isimle aynı dönemden geldiğini biliyorum. Orada öğrenciyken Dan Sandin’le tanışmış mıydın?

S: Ah, evet, Shimer’deyken Dan ile kankaydık. O kimya çalışıyordu, ben de sosyal bilimlerdeydim. Onun video sentezi işine, benim de elektronik müzik besteleme işine gireceğimizi hiç düşünmemiştik. Çok sayıda ortak çalışma yaptık, devam da edeceğiz. Dan şu sıralar yeni bir film üzerine çalışıyor, ben de filmin soundtrack’ini yapmayı düşünüyorum. Kısa bir süre önce yaptığı bir sanal ortama çeşitli sesler yaptım. Müthiş biri. Bu röportajı okuyan Shimer’li biri için şunu söylemeliyim: Shimer ’den sonra ne yapacağınız konusunda çok kaygılanmayın. Bir şeyler mutlaka olacaktır ve bunlar tahmin edebileceğiniz türden şeyler olmayacaktır çünkü daha önce yapılmış şeyler olmayacaktır.

Dan’la görüşmeyi severdim, Reunion’dan diğer insanlarla da ama o dönem türlü türlü projelere batmıştım ve baskı altındaydım. Çok fazla baskı var. Demek istediğim, yaratıcı bir hayat, okulu hiçbir zaman terk etmemek gibidir. Çok fazla öz-disiplinli olmanız gerekir. Hepsinin hakkında bilgi sahibi olmanız gereken, çok aşamalı uzun projeler vardır ve de her zaman bir son teslim tarihi. Vaktinde bitirmeniz gereken, sonu gelmeyen dönem ödevlerinizin olması gibi.

B: Bu baskı tüm bu bahsettiğin yaratıcı fikirlerle mi ilgili yoksa kendini dışarıdan gelen baskılara karşı korumanla ilgili bir şey mi?

S: Harika soru. Kesinlikle yeni fikirler ve yaratıcı düşünceden kaynaklanan sürekli bir içsel baskı ve de gerçekleştirmeye en değer görünen çalışmaları tamamlayabilmek için bu baskıya karşı sürekli bir direnç göstermemle ilgili. Dışarıdan da gelen bir dolu baskı var. Bir kez aranılan bir şey için artık bilinir hale geldiğinizde, tüm dünya, o işe ne kadar devam edip yeni şeyler araştırmak isteyip istemediğinize bakmaksızın, geçmişte yaptıklarınıza benzer daha fazla şey üretmeniz için durmadan size geri dönmeye devam eder. Bu durumda, yaparım demektense “Hayır” demeniz daha iyi olacaktır. Ürettiğiniz işler tıpkı ebedi çocuğunuz gibidir. Dikkatle izlenmek isterler. Daima yıllar önce yarattığınız işler için sizden bir şeyler yapmanızı isteyen birileri çıkar. Bir dokümantasyon, bir bilgi, müzik CD’si veya kaset kapağı yazıları, program notları, resimler… Bir notayı çalarken, düşündüğünüz şekilde çalıp çalmadıklarından emin olmak için onları dinlemeniz isterler. Ki bunlar sıklıkla beste yapma, performans ya da kayıt arasında geçen devasa zaman aralıkları olur. Geçen hafta klavsen bestemi CD’ye kaydetmeyi düşünen biri ziyaret etti, bu yüzden yıllarca üzerine hiç düşünmediğim bir beste için bir düzine çalışmam gerekti. Böyle bir şey açıkça yeni işleri durdurur. Daha fazla para getiren alanlarda -örneğin, tıpkı başarılı bir heykeltıraş olan üst kat komşum gibi ya da müzikleri benden daha ticari olan kişiler gibi- bu çok sayıda işle ilgilenmek için birilerini işe alabilirsiniz, geçmişte editörler bestecilerin çalışmalarıyla ilgiliyordu. Ancak benim yaptığım işlerde ve bilhassa deneysel müzikte, her şeyle kendiniz ilgilenmeniz gerekir. Yaratıcı bir çalışma için zaman bulmaya çalışmak hep meseledir. Eski çalışmalara son dokunuşu yapmakla yeni fikirlerin peşinden gitmek arasında zar atmaktır. Bu benim için sonsuz bir çatışma ve sonra elbette hayat, çok vakit alıyor.

B: Sıkça sanat hareketlerinden ya da okullarından söz ediliyor –hayır için çalışan sanatçılar, pop sanatçıları ve soyut dışavurumcular- kendini parçası olarak gördüğün bir hareket var mı ya da hatta parçası olmayı düşündüğün?

S: Gerçekten o şekilde düşünmüyorum. Hepsi birbirinden çok farklı besteci ve sanatçı arkadaşım var. 70’lerde çoğunlukla minimalistlerle bir araya geldiğim bir dönem vardı, yine de gerçekten kendimi bir minimalist olarak görmedim. Steve Reich, Terry Riley ve hem tanıdığım hem de etkilendiğim başka bir sürü kişi ve aramızdan bazıları hâlâ birbirini etkilemeye devam ediyorlar. Terry Riley’in sıklıkla, önce, Phil Glass ’ı ve Steve Reich ’ı etkilediği düşünülüyor, Terry aynı zamanda ilk CD kontratımı yapan kişi. Ve sonra elbette John Fahey, arkadaşımdı ve tüm akustik enstrümanların, şimdi de “dünya müziği” olarak adlandırılan şeyin yükselen bir figürüydü. Bunu söylemek gerçekten zor fakat bu daha çok, diğer sanat hareketlerinden ziyade gerek müzikal anlamda gerekse entelektüel açıdan ortak bir zeminde buluştuğum kişilerle ilgili bir durum. Eskiden, 60lar ve 70lerde, müzik bestelerine çok fazla kasvet, katılık ve entelektüel estetik hâkimdi, tıpkı seri üretim gibi ve müzik okulundayken hepimiz atonal müzik yazmaya zorlanıyorduk. Ben tonaliteyi, motor ritmi, duygusallığı ve müziğe akış duyusunu geri getiren “hareketin” parçasıydım. Bilgisayar kullanımını müzik ve sanata getiren bir savaştı bu. Çok sayıda hepsi de müttefikim olan meslektaşlarımın ve yakın arkadaşlarımın olduğu bir dönemdi, sadece bir avuç dolusu kişiydik ve birlikte diğer değişimlere varlık kazandırmaya çalışıyorduk. Şimdiyse, sadece tıpkı benim gibi her türden müziği, sanatı, bilimi ve fikri seven; insanlarla, hayvanlarla ve dünyayla ilgilenen insanlarla dolu bir dünyanın parçasıyım.

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s