Wendy Carlos: 79 Playboy Röportajı

Seri Editörü ve Çeviri: Nalan Kurunç

 

carpix02

Playboy dergisinin Mayıs, 1979 sayısında yayınlanan “Playboy Röportajı: Wendy/Walter Carlos”’yazısından alınmıştır.

Wendy Carlos 14 Kasım 1939 yılında Rhode Adası, Pawtucket’da doğdu. Altı yaşında piyano çalışmaya başladı, müzik ve fizik çalışmak için Brown Üniversitesine gitti ve Columbia’da master derecesi aldı. Hocalarından biri öncü elektronik bestecisi Vladimir Ussachevsky’di. Mezuniyetinden bir yıl önce mühendis Robert Moog ile beraber ortak çalışmalar yaptı. Birlikte, soundu piyano kadar etkileyici bir enstrüman üretmek istiyorlardı: her ne kadar piyano klavsenden doğmuş olsa da bir öncekinden doğan bir enstrüman olacaktı bu. Sonuç olarak synthesizer ürettiler. Synthesizerda icracının piyano ya da elektronik orgdan farklı olarak bir notayı tek bir seferde çalması gerekiyor, doğru tınıyı ve doğru ayarı bulması gerekiyor, sonra da multitrack stüdyo çalışmalarını kullanarak ayrı ton ve müzik çizgisinden oluşan çok sayıda işi kombine etmesi gerekiyordu. Aleti en etkili şekilde çalabilmek için aynı anda şef, icracı, besteci, akustikçi ve enstrüman yaratıcısı olmanız gerekiyordu. Carlos bunların hepsiydi. Sonradan da synthesizer’ı üreten tasarımcı Moog, Carlos’a itibarını teslim etti: “ Walter yıllardır varolan tüm teknikleri kullandı –ama daha iyi bir biçimde.”

Carlos 1967 yılında Columbia Records’un yöneticisi Goddard Lieberson’ın eski şarkıcısı ve sekreteri Rachel Elkind ile tanıştı. Elkind, yetenekli müzisyenlerin bir tür Gertrude Stein’ıydı; Doğa Anne, yaratıcı güç. Columbia Records o sırada “Bach’tan Rock’a” kampanyası başlatmıştı –kütüphanesinde tek bir çağdaş Bach kaydı yokken. Böylece Elkind ve Carlos “Virtuoso Electronic Performances” kayıtlarını Bach klasiklerine monte ettiler. Rachel kaydın bir kopyasını Columbia’ya götürdü. Kısa bir süre sonra da bir sanatçı bir plak kılıfı tasarladı; büyük bestecinin hokkabaz olarak portresi; züppe gibi giyinmiş, bir elinde kulaklığı. Bach’ın arkasında da Carlos’un synthesizer ‘ı.

Albüme “Switched-On Bach” adı verildi ve kısa sürede ticari bir başarı elde etti. 1 milyon satarak son on yılın en çok satan klasik müzik albümü oldu. Newsweek dergisi Carlos’a tam sayfa yer verdi, enstrümanıyla bir fotoğrafı, altında da “Geleceğin Steinway’ine bağlanıyoruz” yazıyordu. “Switched-On Bach,” iyice tanınırken ardından 1969 yılında “The Well-Tempered Synthesizer”[1] albümü geldi; içinde Elkid’in yorumuyla beraber daha fazla Bach vardı ve Carlos tarafından “düzenlenmişti.”

Carlos 1971 yılında New York West End Avenue’daki Moog’un küçük dairesinden ayrılarak Elkind’in geniş evine taşındı. Ev neredeyse tamamen yenilenmişti; tüm katın içinde kentin belki de en geniş ve en ileri teknolojisine sahip elektronik müzik laboratuvarının bulunduğu harikulade bir kayıt stüdyosu haline getirilmişti. Carlos albümlerini bu evde yapabiliyordu. Tek yapması gereken yatağı ndan zemin kata inmek için merdivenleri kullanmaktı. Yapımcısı –Rachel Elkind– daima orada olurdu, -şimdi de devam eden- arkadaşlıkları tam anlamıyla platonikse de.

Columbia Records bu sırada Elkind ve Carlos’la özel bir kayıt kontratına imza attı. Carlos, “Walter Carlos by Request” albümünde Lennon, McCartney, Tchaikovsky ve Burt Bacharach’a yer verdi. “What’s New, Pussycat?” yorumu miyavladı ve cırladı: Synthesizer adeta sokak kedilerinin fısıltıları da dâhil, neredeyse her sesi taklit edebiliyordu. Herbir kayıtla synthesizer’ın popülaritesi giderek arttı. Gün geçtikçe de, kayıt stüdyolarında en çok kullanılan elektronik müzik aleti gitarın yerini aldı.

Bir sonraki doğru adım filmlerdi.

Elkind, 1971’de Stanley Kubrick’in, Anthony Burgess’in tuhaf, sert, fütüristik bir romanından yola çıkarak yapılmış “Otomatik Portakal” adında bir film yönetmeyi planladığını duydu. Kubrick’in avukatını arayarak, Kubrick’e synthesizer’ı filmin müziği için yeni bir yöntem olarak düşünmeyi önerdi. Avukatı da, Ellkind’ı “kaydı hava yoluyla Kubrick’e iletebileceklerini “ söyleyerek yanıt verdi. Bunun üzerine ona “Switched-On Bach” ve “The Well-Tempered Synthesizer” albümlerini gönderdim. Kubrick’in asistanı birkaç gün sonra aradı. Bir an önce İngiltere’ye gelip gelemeyeceğimizi sordu. İki gün sonra uçtuk. Neticede sonuç, New York Times’ın yere göğe sığdıramadığı soundtrackti: “Rotadan çıkmış bir müzik olarak “ diye yazmıştı eleştirmen, “it is a giant step boast the banalities of most contemporary film tracks.”

Söyleşinin devamından alıntılar:

Playboy: Vladimir Ussachevsky sizi desteklemiş miydi?

Carlos: Evet, band müziğinde çeşitli deneysel işler yapıyordum çoklu parçalar, o tarz şeyler. Bir gün Vladimir Ussachevsky bir kayıt stüdyosunda işe başlamamı önerdi. Zaten beste yapmaya başlamıştım fakat bana müziğin teknik, mühendislik tarafıyla beslememi tavsiye eden kişi oydu. Bir ya da iki yıl sonra da bestelediğim ve hâttâ pop müziğe, cıngıllara taşıdığım birtakım elektronik müzik demolar kaydettim.

Playboy: Moog synthesizer ile çalışmaya başladığınız dönem mi?

Carlos: Evet. 1966’dan itibaren küçük Moog synthesizerımla çalışıyordum. O zamanlar televizyon reklamları için ses efektleri ve müzikleri yapan çeşitli şirketler vardı, serbest zamanlı çalışarak onlara yardım ediyordum, iş başına yüz dolardan bin dolara kadar alıyordum. Arkadaşım Rachel ile tanışana kadar etrafta daha çok aptal gibi pop müzik ve reklam işlerini yapmam konusunda kimse beni cesaretlendirmemişti.

Playboy: Rachel [Elkind] sahip olduğun elektronik becerilerini ciddi müziğe uygulaman konusunda sizi teşvik edenler arasında mıydı?

Carlos: Evet. Korkarım ki pop müzik gerçekten kötü hitlerinden dolayı artık bitti. Fakat o dönem pop müziğin Amerika’daki en iyi döneminin başlangıcıydı, 1965-67 arasını kastediyorum. Her ne kadar klasik müziğin elektronik versiyonlarını çalışsam da o dönemden çok sayıda albüm topladım -Beatles, Mamas and the Papas, Association, Simon and Garfunkel. Bu yaratıcı zamanlarda synthesizer az bulunan bir şeydi. Bildiğim kadarıyla bu işe başladığımda sadece üç Moog synthesizer icracısı vardı. İnsanlar synthesizer’ın daha adını bile söyleyemiyorlardı. ” Switched-On-Bach” albümümü toparladığımızda bazı yapımcıların o kelimeyi kullanmamızı istemediklerini hatırlıyorum.

w

Playboy: Otomatik Portakal ‘ın partisyonunda synthesizer ile insan seslerini taklit ettiniz. Bu o zamana kadar ilk kez mi yapılmıştı?

Carlos: 1970’te Beethoven’ın 9. Senfonisinin koro bölümleri için vokal elektronik müzik yapmıştık –ve tekrar, çok sayıda rahatsız edici tepkiler aldık. İnsanlar bize bakıp “Aman tanrım, bu da ne?” demişlerdi. Parça onları korkutmuştu. Yapay sesler korosunu duymak onları korkutmuştu. Ses kodlayıcısı (vocoder) adında bir şeyle çalışıyorduk. Konuşmayı parçalarına ayıran, sonra da onu yeniden birleştirmenize, kullanmanıza olanak tanıyan bir alet; bu durumda orijinal kaynak olarak synthesizer.

Playboy: Ses kodlayıcıları hâlâ kullanılıyor mu?

Carlos: Her yerde. Giderek sıradanlaşıyorlar. Duyduğunuz Star Wars sesleri, Battlestar Galactica müziği: uzaylılar genelde ses kodlayıcısı ile konuşur. O halde, tekrar, biz sanırım biraz çok erkendik.

Bir keresinde büyük bir ses öncüsü olan Bert Whyte, Rachel ve bana şöyle demişti: “Öncülere sonunda ne olur, bilir misin? Kıçlarına ok yerler.” Ben şahsen payıma düşen okları almıştım, belki de kesin bir biçimde bunu hakettim. Ancak başlangıçta o noktada oduğunuzu ve ganimetlere sahip olduğunuzu bilmek hâlâ keyifli.

Playboy: Kendinize de bir takım oklar fırlattınız. Disko kayıtlarında kullanılan synthesizer’ın kullanımına çok eleştireldiniz. Fakat synthesizerı popüler hale getiren diskolar değil miydi?

Carlos: Synthesizer, reklamcılarınTv’de ürün satmak için –örn. kedi maması reklamlarındaki araba ve kedi seslerinde- synthesizer kullanmaya başlamasıyla iyice tanınır halde geldi. Keith Emerson gibi pop sanatçıları ise oldukça gösterişli bir biçimde onu kullandı. Emerson, Lake & Palmer synthesizer çalan ilk pop müzik gruplarındandı. Üçüncü Türden Yakınlaşmalar (Steven Spielberg) filminde sesler synthesizerdan gelir. Bu da neredeyse her Donna Summer kaydının backgroundunu oluşturur. Ancak sorunuza geri dönecek olursam, synthesizer’ın diskolarda kullanıldığını bilmek güzel, fakat müzik endüstrisinde yer almamış olması daha sağlıklı olurdu.

Playboy: Neden?

Carlos: Hit disko singlelarını adlandırmamı istiyorsan bunu yapamam çünkü genelde aynı seriyi 16 seferden fazla tekrar eden herşeyden kaçıyorum. Yani, eğer biri “bir zamanlar, bir zamanlar,” demek istiyorsa ben onu dördüncü kez söylendiğinde duyuyorum. Bunu müzikle karıştırmayalım. Fakat şimdi eğitimliyim, pimpirikli ve muhteşemim – beş para etmezler. Kedi uzanamadığı ciğere pis dermiş gibi gelebilir fakat bu geçen 10 yıl içinde synthesizer kullanılarak üretilmiş tüm parçaları bir tarafa itiyorum.

Playboy: Synthesizerın daha az mı kullanılmasını isterdiniz?

Carlos: Kimseyi durdurmak istemem. Beni üzen sadece synthesizerın daha çok gelişememiş olması. Bir fikrimin olmasına hakkım var ve öfkeli olmaya devam edeceğim. Öfkeli bir genç adam değilsem de en azından öfkeli orta yaşlı kadınım.

Playboy: Enstrümanın kullanımını daha gelişkin bir düzeye taşımak için neler yapıyorsunuz?

Carlos: Bir tasarım sürecindeyim. Rafine, yeni bir makine olacak. Özel kontrol aletleri, çok sayıda düğme ve kadranı ve farklı türden keyboardları olan bir mini bilgisayar. Dijital bir synthesizer kullanıyorum ve kesinlikle tek nota bir enstruman olmalı.

Playboy: Diğer synthesizerların yapamadığı neyi yapacak?

Carlos: Bunu söylerken neredeyse utanıyorum, bu gerçekten bir insanın hayal edebildiği her sesi, duyabileceği her sesi taklit edebilen ilk enstrüman olacak.

Playboy: Kendinizi bu enstrümanı pazarlarken düşünebilir misiniz?

Carlos: Kesinlikle hayır. Kendimi hiçbir zaman bunu yapacak kadar iş zekâsına sahip biri olarak görmedim.

Playboy: Yaptığın şeyi diğer müzisyenlerin yaptıklarıyla nasıl kıyaslıyorsunuz?

Carlos: En iyi kıyaslama, benim elektronik müzik, Walt Disney stüdyolarının da hareketli resimler yapmasına benzetilebilir. Disney’in görsellerde yaptığını ben sound’da yapıyorum. Walt Disney çerçeve çerçeve üzerine, çizim çizim üzerine bindirme çalıştı. Synthesizer ise tek notalı bir enstruman , dolayısıyla ben daha ziyade nota nota üzerine, ton ton üzerine bindirme şeklinde çalışıyorum. Disney, çizimlerine derinlik ve perspektif kazandırmak için belirli optik işlemlere başvurdu. Bense background öğelerinin üzerine bindirdiğim ön plan öğeleriyle de çalışıyorum.

Playboy: Çocukluğunda ailende müzikle ilgilenen birileri var mıydı?

Carlos: Annem piyano çalar ve şarkı söyler. Biri trombon, diğeri de trompet ve davul çalan iki amcam var.

[1] Wendy Carlos’un East Side Digital’den çıkan 1969 tarihli müzik albümü.

Söyleşinin orijinali için

Wendy Carlos Playboy Interview, May 1979

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s